mimli sorulu cevaplı

Canın yazı yazmak istediğinde ama yazacak bir şeyin olmadığında imdadına yetişir mimler.. yine böyle oldu, tam şurda mimlenmişiz.. sorulara cevap vermeceliymiş.. başlayalım bakalım :)

* Gün içerisinde eğer gerçekleşirse şok geçireceğin şey?

sabah erkenden uyanmam, gün sonunda enerjik olabilmem ya da bazı sınıflardan nefret etmemem.. başka şeyler de var da hepsini yazmamak gerek.

* Gördüğün zaman eğer almazsam uyuyamam dediğin şey?

23 yıllık ömrümde hiç bu hissi yaşamadım.. alışverişi o kadar sevmiyorum sanırım, hatta hiç sevmiyorum.. espri yeteneğimi (!) konuşturayım bu konuda: "evde yatak yoksa yatak almadan uyuyamam. " (öf)

* Uğruna diyetini bir kalemde bozduğun şey?

Çikolata, cips, dondurma, kola, pizza, hamburger, iskender, waffle.. ben nasıl diyet yapabiliyorum yahu!

* Uğurun var mı?

o kadar çok ki.. Zaten spor izlemeyi seven insanların genelinde olur diye düşünüyorum. Birkaç tanesini söyleyeyim, eğer o gün maç varsa sarı-lacivert bileklik dahi takmam, uğursuz geleceğine inanırım. Yine maç varsa onunla ilgilenmeliyim, evde değilsem telefondan takip etmeliyim, bir şekilde maçın içinde olmalıyım, olası bir puan kaybında kendimi yiyorum sonra.. sonra eğer hayatımda iyi bir şeyler olmasını istiyorsam onun için bir şeylerden feragat etmeliyim.

* Kendine en yakıştırdığın renk?

siyah, başkasını yakıştıramıyorum zaten :)

* En sevdiğin takın?

e) hiçbiri.. ellerim ve kollarımı bomboş seviyorum.. takı varken ıslandığında verdiği histen nefret ediyorum. sırf ondan takamıyorum..

* Takıntın?

üç soru yukarıya aşağı yukarı yazmıştım, eklemek istediğim bir şey yok :)

* Ben bu şarkıyı duyunca şakırım.

şarkılara eşlik etmeyi çok severim, bazen otobüste hatta yolda bile bunu yaparım.. ancak özellikle Blind Guardian konserinde farkettim ki Bard's Song çook farklı!

* Solunda ne var?

Kardeşim var, elimin tersinde tam! Şaka şaka severim keratayı :)

edit: başlık yazmadan ve yollayana teşekkür etmeden göndermişiz yahu :) teşekkür ederim Selin!



..

iştahım yok..

tadım yok..

huzurum yok..

keyfim yok..

konuşasım, gülesim yok..

yok işte..

yok..

ben de yok olsam keşke..

mischief halleri


koskoca sahilde iki kişiyiz..

martılar uçuyor, dalga sesleri var..

güzel bir şarkı çalınıyor kulağımıza (everything i do - bryan adams)

güneş mis gibi, gökyüzünde tek bir bulut bile yok..

uzun uzun izliyoruz denizi..

ağzımdan şu kelimeler dökülüyor istemsiz:

-birazdan maç başlayacak yaa..

e hayvansın mischief!

hiç

zamanın başlangıcında..

yıllar yıllar önce..

bir kadın, bir erkek ve bir bank..

kadın susuyor, erkek bahanelerini sıraladıkça sıralıyordu.. kadın kalkıp gitmek istedi, böyle olmasını istemediğini söyledi erkek.. kadın oturdu..

sahi söyleyecek ne vardı ki? gerçeği ikisi de biliyordu, bu yüzden söylenenler kuru gürültüden ileri gitmiyordu.. o sırada bir martı çığlık attı, kadının yerine.. gülümsedi kadın.. denizin kokusunu içine çekti..

"buradan hayatım boyunca nefret edeceğim biliyor musun?" dedi.. erkek "ben zaten burayı hiç sevmem" dedi, kadın gülümsedi.. halbuki o burası derken adamı da dahil etmişti, hatta en çok onu..

yıllar sonra bir gün kadın yine ordan geçti.. yağmur yağıyordu o bankın üzerine.. senenin en şiddetli yağmuru..

o günün izlerini siliyordu sanki.. o zamanların izlerini.. kadın gülümsedi, o gün bu kadar yanılacağını tahmin edemezdi.. nefret bile bir histi, hatta sevgiye bile dönüşebilecek bir his..

oysa onda ne vardı?

hiç..

tiyatrocu vs. izleyici

efendim geçenlerde ablam sln ile birlikte tiyatroya gittik.oyunumuz tarla kuşuydu Julietti. konuyla ilgili onun yazısı şurada , ben başka bir şeyden bahsedeceğim.

mutlak söylemiş olmalıyım bahtsız bir insanım. her yerde olduğu gibi o oyunda da hayatımda gördüğüm en kötü tiyatro izleyicilerinden biri beni buldu, gelip hemen soluma oturdu.

tiyatro bambaşka bir kültürdür, sinemadan ya da diğer görsel sanatlardan çok farklıdır. mutlak sessizlik ister, mutlak saygı ister. sinemadaki gibi elinizde mısır yiyemezsiniz, fısıldayamazsınız.. çünkü o insanların bir konsantre kaybı oyunu mahvetmeye yeter, emeklerine saygı duymak zorundasınızdır..

çok fazla bir şey yapmaya gerek yok aslında. oyun süresince sesini çıkarmayıp dikkat çekici hareketler yapmazsın olur biter..

gülünecek sahnelerde "ayyy ne dedi yaaa" demezsin mesela, ya da "yok artık" demezsin.. ya da ne bileyim oyuncunun söylediği gülünç replikleri yüksek sesle tekrar etmezsin gülerken.. sahnedeki oyuncuları seni iğnelemek, rezil etmek zorunda bırakmazsın..

bu hikaye mutlu sonla bitti, oyunun aynı zamanda yönetmeni de olan Romeo (Engin Alkan) defalarca durumla ilgili doğaçlama yaparak kendisini rezil olduğuna inandırdı, susturmayı başardı, ilk perdeden sonra sesini duyamadık kendisinin..

peki ya böyle tecrübeli birinin yerine daha genç bir oyuncu olsaydı ve o dikkat dağınıklığında oyunu mahvetseydi?

bu oyunda tiyatro ve sanatçılar kazandı, peki her zaman böyle mi oluyor?

Ankara Büyük Tiyatro Salonu'nda cuma akşamı sahnelenen 'Genç Osman' adlı oyun sırasında oyunculardan birinin ön sırada oturan Sümeyye Erdoğan ve arkadaşına sözlü ve el hareketleriyle hakaret etmesinin yankıları sürerken, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü olayla ilgili soruşturma başlattı.

haber güncel. hepinizin bir şekilde kulağına çalınmış olmalı.. bir de açıklama yapmış hanımefendi bu konuda..

"Cuma akşamı iki arkadaş tiyatroya gittik. Ankara Büyük tiyatroda Genç Osman'a. İkimiz de başörtülüyüz ve bir tek orada yer kaldığı için en öndeyiz. Yolda gelirken de ağzıma bir sakız atmıştım ve bu benim için çok normal bir şey olduğu için tiyatro sırasında hala ağzımda olduğunun farkında bile değildim. Oyunun orta yerinde en öndeki iki oyuncudan biri, bir yandan bir ileri bir geri oynarken bir yandan da en öne geldikçe bana bakarak kaş göz işareti yapmaya başladı. İlkinde ne olduğunu anlamadık. Sonrasında ağzıyla sakız çiğneme hareketi yapınca durum anlaşıldı. Adam aslen sakıza değil, başörtüsüne takmıştı..."

başörtüsü meselesine hiç girmeyeceğim, ne hanımefendi tiyatroya giden ilk eşarplı bayandır, ne de bir tiyatrocu oyununun ortasında bir hanımefendinin eşarbını umursar, tamamen kendi ve kompleksleri arasındaki meseledir o..

ancak şuraya takıldım: "ve bir tek orada yer kaldığı için en öndeyiz."

sayısını bilmediğim kadar tiyatro oyunu izledim, ömrüm oldukça da izlemeye devam edeceğim ancak hiçbir oyunda bir tek en önde yer kaldığını görmedim. tiyatro ve sinema çok farklıdır derken kasdettiğim buydu aslında. belki söylediği sinema için doğrudur, kimse en önde oturmak istemez ancak tiyatroda biletler internetten satışa çıktığından 1-2 gün sonra bile ilk 5 sıra biter..

gerisini çok da önemsemiyorum yazının, gerek bırakmıyor. düsturum gereği en basit konularda bile yalan söyleyenlerin doğrularına inanmam. peki ya o adam gerçekten sakıza sinirlendiyse sayın Erdoğan? (ki ağzıyla sakız çiğneme hareketi yaptığını kendiniz söylüyorsunuz) ve sizin yüzünüzden işinizden olursa? kul hakkı diye de bir şey vardı değil mi, tek emir başı kapamak değildi?