bir reklam, bir cinnet

Çalışan bir anneyim hayatım zor
3 çocuğum var nasıl olur sor
Onlar acıkır beni beklerler
Tek yardımcım şu pınar köfteler

Donuk halde atın tavaya öyle güzel olur
Şokla dondurulmuş eti suyu tadı tuzu durur
Annemin köftesi gibi aynı
Çalışan annenin baş yardımcısıymış
Pınar köfteleeeeeeeeeeeeeeeeeeerrrrrrrr

gecenin 1:30 u olmuş, beni bekleyen 10 ünite var.. bitirmeden yatmamak niyetindeyim ve beynimin aralıksız tekrar ettiği tek şey bu aptal jingle! sözlerini de kendim yazdım copy/paste değil..

ağzıma geleni sayıyorum şuan.. kim demiş reklamın iyisi kötüsü olmaz diye? bundan sonra pınarın suyunu bile içersem adiyim!

hayallerim gerçek oldu!

video


İntihar etmeyince kızdı köprüden attı!

Çin'de borç batağına düşen bir Çinli, intihar etmek için çıktığı köprüde 5 saat kalınca olaya kızan emekli bir asker tarafından aşağıya atıldı. İtfaiye'nin açtığı hava yastığının üstüne düşen kriz mağdurunun sağlık durumu iyi. Genç adamı aşağıya iten emekli asker ise, üç yıl hapis cezası ile karşı karşıya.

İntihar girişimi sırasında 5 saat boyunca köprüyü trafige kapatınca, kızgın bir vatandaş tarafından aşağıya atıldı.

Olay sonrası "yaralamaya kasıtlı olarak sebebiyet vermek"ten polis tarafından gözaltına alınan emekli asker, suçlu bulunması halinde 3 yıl hapis cezası alabilecek.


haberi kısa kestim, sıkıcı olur diye.. intihar için çıkıp yaklaşmayın atlarıma bağlayanlara sinir oluyorum! zaten oraya çıkış amacın atlamak değil mi? neden seni birilerinin görmesini, bir şeyler yapmasını beklersin ki.. polisler seni kurtarınca borçların otomatik olarak ödenmiş mi oldu?

askeri gözaltına alanları da kınıyorum! beni 5 saat geciktirse baktım ölmedi ben de atlar aşağıda haklardım! dayaklık bunlar! eline sağlık biraderim (hemen de yakınlık kurarım) hayalimi gerçekleştirdin!

karışık IV

*seri yazmak ne zormuş hele benim gibi ne yazdığını unutan insanlar için.. tekrar kontrol etmem gerekti, bir de arayıp tarayıp bulduktan sonra k harfini yazmamla firefox bana hepsini sıraladı ya alacağı olsun onun..

*öğretimin kapalısından nefret ediyorum, açığından 2 kat fazla nefret ediyorum.. haftasonu sabahın köründe kalk nerede olduğu konusunda fikrin bile olmayan okulları bul.. neden bahsettiği konusunda fikrin bile olmayan sınavlara gir.. (bu kısmın gerçek olmaması için mischief kalan 4 günü çalışarak geçirmek zorunda :-/ )

*geçen yazımda memurdan bahsetmiştim.. pazartesi karşılaşma şerefine nail olamadım zira arkadaş sağolsun benimkini de almıştı.. ama normale döndüğünü söyledi, bu da uyuşturucu ihtimalini kuvvetlendiriyor bence, ya da ben Oz izlemeyi bırakmalıyım :P

*yeni dizim Oz.. Chuck kadar bayılmıyorum tabi ki ama can sıkıntımın tavan yaptığı şu günlerde vakit geçirmemi kolaylaştırıyor.. alışılmışın dışında bir tarzı var ve ben izlerken sıkılmıyorum.. (artık normal bir filme 1,5 saat dayanamayan biri olarak)

*bu yaşta hiperaktivite olur mu bilmiyorum ama yerimde duramıyorum son zamanlarda.. ders boyunca aynı sırada oturmak bile zul geliyor kalkıp dolaşmak istiyorum, önceleri bütün gün aynı yerde (bilgisayar karşısı) oturabilen ben 15 dakikada bir sebepsiz kalkıyorum.. film izleyemiyorum, kalkıp oturunca konudan kopuyorum çünkü.. şimdi bu halde bir de ders çalışmam gerekiyor.. zor gibi =) geldi bahar ayları gevşer gönül yayları benzeri özdeyişlerimizden yola çıkarak bahara mı bağlasak bilemedim..

*facebook videolarından nefret ediyorum.. hele şu yeni başlayan 1 kadın 1 erkek olayları Emre Karayel'den nefret ettirdi beni.. Turkmax'ta zaman zaman izliyor başarılı da buluyordum halbuki ama o kadar suyu çıktı ki..

dün gece ederleziyi paylaşmıştı arkadaşım.. çoğu zaman paylaşılanları izlemiyorum bile ama bu sefer merak ettim zira adı yazmıyordu.. dinledim, sonra canım Sezen Aksu versiyonunu dinlemek istedi.. dinledim sonra bir daha.. sonra bir daha....

*sLn'den aldığım duyumlara göre şu yazımda bahsettiğim olay bir kısım internet sitelerinde dolaşmaktaymış.. ayıp oluyor çalan arkadaş bari çalıyorum haberin olsun deseydin.. gs yuefa kupasında kadıköye geldi esprim 1 bu 2 :P.. olmuyor ki böyle, yaratıcı olun canım.. bloguma "her hakkı saklıdır" yazacağım ama nereye sakladın bu kadar Hakkı'yı diye espri yapan olursa öldürmek zorunda kalacağım ondan korkuyorum..

*mektup arkadaşım olsun istiyorum, ama ona kendimi 13-14 yaşında tanıtayım istiyorum ki birbirimize sevimli hediyeler gönderelim.. sahtecilik sayılır mı ki bu? niyetim temiz :P

*sabahları evden otobüs durağına kadar yürürken yolda denk geldiğim insanlar bu sözüm size.. sabahları yolda yürürken şarkı söylemeyi çok seviyorum, bunu kısık sesle ve ağzımı kıpırdatarak yapmayı daha çok seviyorum, manyak değilim bilin istedim.. özellikle de sen halk ekmek bayiinde görevli olan abi..

*tüzel kişiler beni bekler haydi ben onlara döneyim artık..

canım memur!

başka bir mevzudan bahsedecektim aslında, ama öğlenden beri ağzım açık şekilde dolaştığım için bu konuya öncelik vereyim istedim..

zaman: bugün
mekan: iü edebiyat fak. öğrenci işleri
şahıslar: ben, arkadaşım, sınıftaki herkesin muhtelif sebeplerle tartıştığı suratsız öğrenci işleri memuru

arkadaş ile mischief belge almaları gerektiğinden ötürü dilekçe yazarlar, bu dilekçeyi öğrenci işlerinin gülümseme özürlü görevlisine vermek için uflaya puflaya içeri girerler.. hatta arkadaş amaan gene bu kadınla muhattap olucaz der mischief de surat bükerek onaylar.. öğrenci işlerinin kapısından içeri girilir..

memur: hoşgeldiniz çocuklar ne o?
arkadaş & canan: (hönk) dilekçe yazmıştık biz hazırlık belgesi için
m: hee verin bakayım
bakar yazı küçük olduğundan mütevellit okuyamaz.
m:ya bu gözler de iyice bozuldu.. doktora da gitmiyoruz kesin 2,5 filan olmuştur bununla idare edelim bakalım der gözlük takar..

gözlükleri takmasıyla artık karşımızda bambaşka bir memur vardır..
m:aman da aman ne güzel yazmışsınız bıcır bıcır
Arkadaş: hönk
Canan: HÖNK
m:tamam canlarım şimdi bunu dekan yardımcısına çıkarıyorsunuz o imzalıyor tekrar bana getiriyorsunuz oldu mu güzellerim..
Arkadaş: HÖNKKK tt..tabi
Canan: HÖNKKK tt.tabi
m:hadi bekliyorum tekrar sizi..

dışarı olağan şaşkınlığımızla çıkış, üzerine arkadaşın söylediği
-lan bunun aklı 2,5 olmuş
sözü ve mischiefin gülmekten yerlerde sürünerek dışarı çıkışı..

dekan yardımcısına çıkış işleri uzuuun süre sonra hallediş öğrenci işlerine dönüş..
-nerdesiniz kızlar yaa sizi bekliyodum ben de..
- :S dekan yardımcısını bekledik biz..
akabinde kapıya kadar uğurlanış..

aşık mı oldu, kocası bişey mi hediye etti, çocuğu/torunu mu olacak, uyuşturucuya başladı da "high" durumda mıydı bilmiyorum ama bundan sonra edebiyat fakültesi öğrenci işlerine laf söyleyen karşısında beni bulur (H) bana hayatımın hiçbir kısmında bir memur böyle hoş karşılamadı yahu :P pazartesi bir randevumuz daha var çiçek mi alsam ki giderken?

estetiğin zararları

estetikten nefret ederim.. oldukça gereksiz buluyorum.. insanlar yaşlarına direnmektense içinde bulundukları senenin tadını çıkarmalılar bence.. belki 40ıma gelince ben de yüzümü gözümü çekerim bilemem ama şimdilik görüşüm bu.. hem zararlı bir tarafı da var..

mesela buna benzemeye çalışırken:



benzediğiniz şey bu olabiliyor:



buyrun bu da ikisinin yanyana gelmiş hali, bana mı öyle geliyor yoksa?


special thanks to Seray =)

Sivas-Hadise

malumunuz eurovision var bugün.. bilmiyorsanız da her haberde her gazetede bulabilirsiniz zaten.. hanım kızımızın Sivaslı olması sebebiyle muhabirlerimiz tek solukta sivasa gidiyor bugünlerde..

az evvel bunun en üst noktasını gördüm sanırım.. bir bayan muhabirimiz bir kahvehaneye girmiş kahvehanede herkesin sabırsızlıkla gece olmasını beklediğini anlatıyordu.. o sırada meraklı kalabalığa (!) döndü kameraman.. 4 kişi pişti benzeri kart oyununa kendini kaptırmış, bir tanesi gazete okuyor bir diğeri çay içiyor, bildiğimiz kahve ortamı yani.. gözümüzle görebildiğimiz bir konuda bu kadar rahat yalan söylenebiliyorsa haber kanallarına nasıl güvenebiliriz ki?

şu an da hadise'nin dayısının evinde aile bireyleriyle görüşüyoruz.. çocukluğundan girdik kıyafetinden çıktık..

sertap erener, kenan doğulu vb eurovision temsilcilerimiz saksıda mı bitmişti onlara neden aynı muamele yapılmadı bilmiyorum ama elime doğdu, çocukken de çok enerjikti vs tabirler çok itici değil mi yahu? hatun dünya starı olacak belki biz hala köyündeki küçüklere şarkısını söyletmeye çalışıyoruz.. bir konuda da 'yok'unu çıkarmadan durmayı bilsek keşke..

the curious case of lost

S05E15 i henüz izlemeyen arkadaşlarımın okumaması önemle rica edilir, keyfinizi kaçırabilecek kadar spoiler söz konusudur..

geçenlerde okumayı sevmediğimi söylediğim bir konuda bu sefer ben yazı yazıyorum.. kınayınca başına gelir dedikleri doğruymuş demek.. perşembe günü indirilebiliyor olmasına rağmen bugün ancak izleyebildim (indirme problemi değil canım istemiyordu)

bugün gibi hatırlıyorum ilk üç sezonu arkadaşımdan alıp manyak gibi, soluksuz izlediğimi.. bölüm sonunu görüp dayanamayarak diğer bölümü açtığımı..

ama uzayan şeylerin suyu çıkması mevzuu tavan yaptı benim için lostta.. hiçbir dizide onu izlerkenki kadar sıkılmıyorum.. diğer hafta yenisi çıkana kadar izlemiyorum bile çoğunlukla..

dolandırıcı kızımız ve oğlumuz filozof, ayyaş doktorumuz fizikçi, memur olduğunu hatırladığım ama emin olamadığım felçli şahsımız ise iktidar delisi katil oldu..

bunları bir tek ben mi hissediyorum bilmiyorum ama bölümün geneli benim için offf ile poff ile geçiyor.. doğal olarak izleme, bırak şeklinde bir yorum alabilirim.. ama ilk 3 sezonu bu kadar iyi giden bir dizi izlemişseniz, grevden dolayı 4. sezonda yeni bölümlerin çıkmasını hararetle beklediyseniz buraya kadar gelmişken sonunu getirmek istiyorsunuz.. yine de finali benim için son şans sanırım..

izleyenlerin çoğunun benim gibi geçmişi için izlediğini düşünüyorum.. dizideki herkesin ayrı bir filozof, ayrı bir alim olması çekilecek gibi değil çünkü.. güzel adamız konuşup insanlara öğüt de vermeye başlamış, bir adım ilerimiz aynı insanımızın kendini mesih ilan edip dünyayı kontrol etmeye çalışması bence.. tabi karaya döndüğünde tekrar ölmezse 8-)

dizide sempati beslenecek pek kimse kalmadı gibi.. ilk başlarda Benjamin kendisinden her şey beklenecek muazzam bir adamken John'un yanında tam bir loser oldu, John izlediğim tüm dizilerdeki en itici adam, Sawyer aşk böceği.. gerisini zaten sevmiyordum.. silkeleyip kendilerine getirmek istiyorum hepsini..

tek sempatim sun&jin ikilisi ile Richard'a artık.. bir tek ulvi sözler etmeyen ve tek derdi birbiri olan insancıklar onlar çünkü.. Richard ise yaşlanmıyor o yüzden saygı duyuyorum adama =) sırrını öğrenmek de fena olmazdı hani :P

S05E15 i şimdi izledim de içimdekileri kusayım istedim =)

sürpriz v.02

-Mischiiieeef!!! Mischiiieeefff!!!!

-anne ya da abla kapıyı açar..

-Mischief'e söyleyin ona bir adam gelmiş?!?!?!?!?!

(Brad, Johnny, Zachary hiç olmadı Neil)

aşağı hevesle inilir.. ve ikinci hayal kırıklığı

pffff

artık sürprizlerden umudumu kestim sanki 8-)

bir metrobüs incelemesi

okulumla evimle ya da çevremle hiçbir şekilde alakası olmadığı için düne kadar hiç binmemiştim.. vasıtasız kalsam da tekrar biner miyim bilmiyorum.. şöyle başlayalım..

vasıtanın arkası bildiğimiz şark köşesi.. ortası köşe koltuklarınki gibi, bildiğimiz otobüs koltuğu değil.. ilk oturduğunuzda biri çiğ köfteyle, sazla gelecek gibi geliyor..

aynı şark köşesinde koltukların alçak ve yüksek olması hiyerarşik düzeni çağrıştırsa da motordan dolayı öyle olmasını umuyorum.. zira en alt tabakada ben vardım, bozulurum :P

yine aynı şark köşesine 7-8 tane alçak merdivenle çıkılıyor.. vasıta hareket halindeyken bir insanın onları tırmanıp yerine oturması zor olsa gerek..

öğlenin ortasında bile tıklım tıklım olduğunu düşünürsek insanların rahatı değil çabuk ulaşımları gözetilmiş demek ki.. eeh ben de yavaş ama rahat olanı tercih edeceğim için benim için gereksiz bir ulaşım aracı.. yaşasın vapur =)

bana mı denk geldi bilmiyorum ama insanın ilk bindiği vasıta defalarca stop eder mi yahu.. bu kadar mı bahtsızım.. kendimi "yok canım bindiğimde de bozuktur o" diye kandırmak istiyorum müsadenizle..

metrobüs adını hiç sevmiyorum.. o kadar sevmiyorum ki kullanmak bile istemiyorum.. o yüzden çeşitli isimler söylüyorum seslenirken.. favorim troleybüs.. evet elektrikle işlemiyor biliyorum ama yer altından da gitmiyor ki metro diyelim 8-) hiç olmazsa troleybüste bir sevimlilik, bir bizdenlik var.. metro deyince aklıma tek gelen koşturan insanlar..

tramvayda ve metrolarda göremediğimiz, en son yeşil otobüslerde de mevcut olan tuhaf yükseltiler bunda da mevcut..içinden bir mini bar çıkacak diye bekleyebiliyorsunuz.. yurdumun kendini çevik sanan kızları gelip oturuyor.. ama aynı kıvraklığı aşağı inerken gösteremedikleri için yardım almak zorunda kalıyorlar.. demek ki neymiş o boşluklar boş kalmalıymış ;) ayşe gel kız kalkamıyorum dersen rezil olurmuşsun.. (ayşeyi uydurdum,hatırlamıyorum)

genel izlenimim ölüm-kalım meselesi olmazsa binmeyeceğim yönünde.. zaten deli gibi kalabalık olan köprüyü tek bir vasıta için kapamayı adil görmüyorum.. onun dışında her yerde sıkış-tepiş olmaya alışan halkımız bir vasıtada daha aynı şeyleri yaşıyor.. en azından durakta yatan o kadar otobüsün parasını, yol yapım masraflarını amorti edebilecek mi, ona bile ömrü olacak mı bekleyip göreceğiz.. ama pek umutlu da değilim..

youtube'un faydaları

YouTube sayesinde doğurdu!

Sonunda bu da oldu: Ambulansın geciktiğini gören baba, çocuğunu kendisi doğurttu.


İnternetin en popüler video portalı olan ve her gün milyonlarca kişi tarafından ziyaret edilen YouTube, bu kez de bir baba adayının çocuk sahibi olmasına yardımcı oldu.

İngiltere'de yaşanan olayda karısının rahatsızlandığını gören ve doğum anının yaklaştığını anlayan Marc Stephens, ambulansın gecikmesiyle birlikte telaşı daha da arttı ve Google'a girerek bir çocuğun nasıl doğurtulacağını araştırmaya başladı.


Araştırmaları neticesinde YouTube'ta yer alan ve doğumun nasıl yapıldığını anlatan bir video'ya tesadüfen ulaştığını dile getiren Stephens, izlediği bu video'nun karısının doğumunu gerçekleştirmesinde çok işe yaradığını ifade etti.


Sonuç olarak karısının doğum sancılarına daha fazla dayanamayan ve ambulansın gecikmesi neticesinde doğumu kendi yapmaya karar veren Stephens, YouTube'tan izlediği bir video sayesinde doğumu kendi gerçekleştirmeyi başardı.


beyin jimnastiği yapıp aynı durumun bizde olduğunu düşünelim.. bakalım baba vtunnelı biliyor mu? youtube jacker kurmuş mu? dns ayarları ile oynamayı biliyor mu?

gördün mü pisi pisine gitti çocukcağız.. sonra en az 3 çocuk derler..

bloggerları nasıl bilirsiniz?

bu sefer yazmaya üşendiğimden değil fazla blog takip etmediğimden takip ettiğim blogların birkaçı da tanıdık olduğundan yazmamıştım.. ama etrafımdaki herkesin yazdığını görünce sıranın bana geldiğini farkettim sanırım.. isimlerde herhangi bir öncelik yoktur..

melankolikdeli: öncelikle çok yardımsever :D teknoloji işlerinden anlıyor gibi, ama daha ps3'e bile geçememiş :P benim gibi tvdeki saçmalıklara ve ayrıntılara fazla takılıyor ayrıca iyi bir gözlemci.. cana yakın, eğlenceli bir insan.. yazılarından anladığım kadarıyla sözü dolaştırmayı sevmiyor az sözle çok şey anlatmayı sevenlerden.. nedenini bilmediğim şekilde kendime benzetiyorum (ki bu bana çok sık olmaz :D)

Cartmantr: macera filmleri ve basketbol hayranı sanırım.. macera filminden eminim de aklımda basketbol kalmış bir de :P o da benim gibi blog yazmaya üşeniyor =) ama yazdığı zaman da hakkını vererek uzun yazıyor (ki ben canım istemediğinde kısa keserim) şahsi hayatı konusunda biraz ketum, post it notları hariç hemen hiç bahsetmiyor.. sinemayı çok seviyor.. ayrıca o da benim gibi bir chuck sever (izledin mi finali :D)

personanongrata: melankolikdelinin onun için kullandığı tabir tam yerinde sanırım.. kendi halinde, sessiz, sakin, biraz ürkek ama gerektiğinde de cesaretli biri.. o da benim gibi yazmayacağım uleyn diyip vazgeçenlerden.. iyi ki de vazgeçmiş bu sayede severek okumaya devam edebiliyoruz :)

Besimi: her zaman saygı duyduğum insan türünden.. şu bir konu hakkında kendini uzmanlaştırabilenlerden.. kendim çekirge misali hobiden hobiye atlayan biri olduğum için bu kadar saygı duyuyorum belki de.. blogunu okuduğumda bir şeyler öğreniyorum ve bu da beni mutlu ediyor..

diğer takip ettiğim blogların bazılarını bknz:
sLn
Darkness
oyuncak sepeti
Red Pharos
sRkN
blogger harici tanıdığım için;

bazıları da kategori blogu olduğu için yazmadım.. onlar için de böyle bknz:
lambuja
gürkanblog
tasarımcım

unuttuğum ya da hoşlanmayacağı bir şey söylediğim varsa affola..