futraf

öncelikle şunu belirteyim.. fotoğraf çekilmekten nefret ediyorum, çekildiğim fotoğrafları başkalarına göstermekten mislilerce kez nefret ediyorum..

bir kere olay çok yapay.. keyifsizsindir, kafan dağılsın diye çok sevdiğin insanlarla buluşmuşsundur.. o anda biri mutlaka ortaya çıkar..

-hadi resim çekilelim

bir anda herkes yanındakine kolunu atmak zorunda kalır, kızlı erkekli ortamsa kimse elini kolunu ne yapacağını bilemez, eğlenceli bişey varmış gibi sırıtmaya çalışırsın..

çekiyoruuuumm..

iç sesler

- fotoğrafa sığıyor muyum, 

- saçım düzgün mü ki, 

- gözüm kapalı çıkmadı inşallah,

-kafamı kaldırsam daha mı iyi çıkar acaba,

- bu resimleri gören x çıldırıcak ehe ehe

p.s:buradaki x bensem açık yüreklilikle söylüyorum, kimsenin nereye gittiğiyle ve kimlerle olduğuyla ilgilenmiyorum, zaten umursadığım biri olsaydın bunu sana söylerdim.. disneylande gitmediğin sürece umrumda bile değil (seviyorum ne yapayım :P)

sonra bi de fotoğraf klişeleri vardır..

yanındakine sarılınır (özellikle kızlar arasında çok yaygındır) elde alkollü içecek ya da sigara varsa özenle gösterilir, nargile varsa ağızdan duman çıktığı anda çekilir, esas konu: o an çok mutlu olduğu mutlaka hissettirilir.. 

tabi amaç o anı-anları ölümsüzleştirmektir (her ne kadar formatla hepsini yok etseler de) ve buna da hak verilmelidir.. ama bırakalım senin anların olarak kalsın ya da tam tersi bırak benim anlarım olsun..

ver telefonunu fotoğraflara bakayım, gel şu fotoğrafları göstereyim sana.. bak burda x yerdeyiz.. bu ahmet bu ali bu mustafa.. ee?!?

yanımdaki insanlar istedikçe fotoğraf çekilirim.. o da ayıp olmasın diye.. sonra bunları malum siteye yükle derler, yüklerim.. dolayısıyla bi yerlerde buluşma fotoğraflarımı görüyorsanız, taleplere arz etmişimdir (evet evet iktisattan geçtim :P )

gerisi benim anlarımdır, paylaşmak istemeyeceğim kadar değerli anlarım.. bencillik mi? belki.. zaten dostlarımla aşırı sıkıcı fotoğraf çekme ritüellerinden çok daha güzel şekilde de vakit geçirebilirim =)..  

bugün bir "buluşmaya" giderken görülenlerden esinlenilmiştir.. bunları yazarken 2 ayrı benzer tarz fotoğraf albümü görmem? tesadüf canım =)

bütün güzel kadınlar zannettiler ki
aşk üstüne yazdığım her şiir
kendileri için yazılmıştır.
bense daima üzüntüsünü çektim
onları iş olsun diye yazdığımı
bilmenin.


şu şurda dursun da hele bir..

oyun kurbanı

gazetelerde, haberlerde görüyoruz son zamanlarda.. küçücük bir çocuğun oyun için öldürüldüğü iddia ediliyor.. haberin ne kadar trajik olduğuna v.s girmeyeceğim.. zira korkuyorumm!!

çünkü aylardır facebookta farmville isimli bir oyunu oynuyorum bilenleriniz vardır.. oyunun mantığı basit.. ürün ekiyorsun, saati gelince topluyorsun para kazanıyorsun.. ektikçe XP'n topladıkça paran artıyor..

bu oyunu biraz (!) fazla oynuyorum.. buyrun bu tarlamın birkaç farklı görüntüsü:


bu da maddi durumum..


beni de kaçırmazlar di mi :-/ şimdi müsadenizle ekinlerimi toplamaya gidiyorum ben..

nerede kalmistik?



vize haftalarımdan birini tamamladım.. 6 sınav daha var beni bekleyen..

yorgunum.. günlerce yatıp uyuyabilecek kadar yorgunum..

ama kendimi iyi hissetmeyi özledim..

eski umursamaz Canan geri dönüyor..

özleyenler (varsa) sağolsun varolsun..

Seviyorum hepinizi..

arrivederci*



Bu bir veda yazısı belki de.. belki yarın devam ederim yazmaya, belki üç ay sonra belki de hiç.. bilmiyorum.. ne yazı yazmak ne de sanal gerçeklikte yaşamak istiyorum artık.. çekiyorum elimi eteğimi..

msnde görüyorsanız dosya almak / göndermek zorunda olduğum içindir, facebookta görürseniz aptal tarlamla ilgileniyorumdur, bitsin defolup gideceğimdir..

Dediğim gibi belki yarına geçer bilmiyorum ama şu an hiçbir şey yapmak istemiyorum.. telimi bilenler ulaşabilirler, ya da mail atarsanız dönerim belki ama buralar bir süre boş kalacak..

İyi bakın kendinize

*Görüşmek üzere..


bir vazgeçiş öyküsü

oturdu yine en sevdiği yere.. şehrin kalabalığından kurtulduğu, içinden gelenden başka hiçbir sesin duyulmadığı yerdi burası.. zaten onu dinlemeye gelmişti ya.. sıra ondaydı, aylardır susturduğu seste..

sorgulamaya başladı yaşamını..

doğrular..

yanlışlar..

eksikler.. 

fazlalar.. 

her şeyi olduğu gibi kabul etmeyi öğreneli çok olmuştu.. o yüzden neden böyle oldu demiyordu.. bir de yaşadıklarından bir şeyler öğrenmeyi becerebilseydi ya!

yanında müzik dinleyebileceği bir şeyler olmadığı için lanet etti bir kez daha.. sonra düşündü.. ne ihtiyacı vardı ki buna.. kendi de söyleyebilirdi ne isiyorsa.. kimi rahatsız edecekti ki..

hayatında önemli bir yeri olan birinin ölümünü hatırladı birden.. onun söylediği bir şarkıyı.. ıslıkla başladı.. titriyordu.. üşüyordu..

"ne ağlarsın benim zülfü siyahım

bu da gelir bu da geçer ağlama

göklere erişti feryadım ahım

bu da gelir bu da geçer ağlama"

gözleri doldu birden.. iyi de o buraya yenilenmeye gitmişti, yine ağlarken yakalıyordu kendini.. "belki de zehri akıtmanın en doğal ve en doğru yoludur ağlamak" diye düşündü.. izin verdi gözlerinin daha fazla nemlenmesine..

martı sesiyle irkildi.. o kadar sessizdi ki bir canlının daha yakınında olması ürkütmüştü onu.. hep istediğinin bu olduğunu hatırladı.. sessizlik.. huzur.. en kalabalık yerlerin birinde yaşıyor olması çelişkisi bile hayattan nefret etmesi için yetti ona.. sahi ne istemişte tersini vermişti hayat ona.. inat gibi..

o da inatçıydı önceleri.. her şeyi yapardı istediğini elde etmek için.. vazgeçti bugün.. çekmeye karar verdi elini eteğini.. kaybeden olacağını bile bile kovalamak neye yarardı ki..

rüzgar iyice şiddetleniyordu.. daha çok üşüyordu.. zaten onun da en sevdiği his buydu.. 

rüzgar.. üşümek..

bu seferki kararı alıp alıp vazgeçtiklerinden olmayacaktı.. emindi.. sonu ne olursa olsun gitmeye karar verdi.. uzaklara.. ondan, bundan, şundan, hepsinden uzaklara..

hem en sevdiği duygu yalnız olmak değil miydi, neden bunu bile bile izin veriyordu ki insanların onu üzmesine.. onlarsız da mutlu olmayı öğreneli çok olmuştu..

"bir keresinde uzaklaştı evinden

saçlarını kestiler

kalbini kanattı insanoğlu

en derinden..."

bunu bile bile çabalamak nedendi ki? hayatında hiç olmadığı kadar yorgun hissediyordu kendini.. o kadar istedi ki her şeyden kaçabilmeyi.. 

bir hışımla kalktı ayağa.. üzerindeki ölü toprağını atmak istemişti.. bu kalkış bile iyi geçmişti ona.. sanki kafasındaki milyarlarca şeyi oturduğu yerde bırakmıştı.. hepsi dökülmüştü eteğinden.. göğsündeki baskı azalmıştı adeta..

en sevdiği yolda yürürken o şarkıyı mırıldandı bu sefer.. rahatladığını hissediyordu..

"işte gidiyorum, bir şey demeden

arkamı dönmeden, şikayet etmeden

bir şey almadan, hiçbir şey vermeden

yol ayrılmış görmeden

GİDİYORUM.."



benden bu kadar diye bağırdı tüm gücüyle.. yoruldum!

yenilendim

bu gördüğünüz temayı bulan, benim kullanımıma uygun hale getiren, sayısız önerilerime cevap vermeye çalışan melankolikdelidir.. kendisi şahane bir insandır, ne istesem üşenmeyip cevap bulabilmekte üstelik aynı zamanda sıkıntılarımı dinleyip akıl verebilmektedir.. kendisine huzurlarınızda bir kez daha teşekkür ediyorum..

ayrıca farkettiyseniz sağ üst köşedeki mischief yazısına tıklayınca anasayfama ulaşılıyor.. farketmediseniz de edin, onun için bir saat uğraştık :-/

masal


var mısın?

var mıydın?

var mıyız?

var mıydık?

yok musun?

hiç olmadın mı?

nerdesin?



nasıl derlerdi;

bir varmıışş, bir yokmuş..

sorular


gayet keyifli bir gece geçiriyorken beni depresif moda sokan delilerin delisi'ne teşekkür ederim.. engelleyeceğim msnden o olacak :P

kafamda yeni sorular, belki hiç birinin cevabını alamayacağımı bile bile..

deneyelim mi?

neden içimden geçen binlerce şeyi sırf karşımdakini her şeye rağmen kırmak istemediğim için söyleyemiyorum?

bir kez yaparsan hatadır, ikinci kez yaparsan aptallıktır demişti çok sevdiğim bir adam.. neden göz göre göre aptallık yapıyorum? sonucunu bile bile bir şeylere kalkışmanın aptallıktan başka adı var mı?

iyi insanların başına iyi şeyler gelir, iyilik yap iyilik bul, kötüye bir şey olmaz, sonunda iyiler mutlaka kazanır.. bu keşmekeş nasıl çözülür? doğru olan hangisi? ben neresindeyim?

masallarda okuduğumuz aslan yürekli insanlar nerede? gerçekte olmadığı için mi onlara masal diyoruz? zaman mı değişti, yoksa insanlar değişimlerine zamanı mı alet ediyorlar?

neden düğümün çözülmeyeceği belliyken, çekip koparmak alternatifini düşünemiyorum.. iyi kalpliliğin de bir sınırı olmamalı mı?

eklemek istediğim şarkıyı ararken bu şiir çıktı karşıma:

"Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin.
Niçin yaratıldığını.
Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini."

o günü beklemeli o zaman..


öyle mi?


"10"ların buluşması


tribünlerde söylendi binlerce kere

ver Lefter'e yazsın deftere

bitti kalem doldu defter

bu alemde kral Lefter..

bazı insanları seversiniz.. sebebi olmasa da seversiniz.. öyle ki hiç tanışmadığınız biri için dua edersiniz.. onu gördüğünüzde gözleriniz güler.. anlattıklarını nemli gözlerle dinlersiniz.. camiasının ona nasıl sahip çıktığını, onu ne kadar sevdiğini görünce tekrar nemlenir o gözler..

hiç izlemedim onu.. yaşım yetişmedi ya da onun oynadığı zamana ait kayıtlar yoktu.. ama hiçbiri engel olamadı onu sevmeme.. Büyükada'ya gittiğimde bile saçma bir şekilde onu aradı gözlerim.. istiklal'e ünlü aramaya çıkanlar gibi..

bulsaydım tek bir şey söyleyecektim muhtemelen.. iyi ki Fenerbahçelisin genç adam.. iyi ki senin takımını tutuyorum..

Fenerbahçe'nin sadece bir futbol takımı olmadığını tekrar hatırlattığın için teşekkürler KRALEX..

iyi ki Fenerbahçeliyim..

yok mu arttıran?

bir gün akraba ziyaretinden eve dönüldüğünde kitaplık rafına asılan şu yazı görünür.. hala kızı tarafından yazılmıştır..



bir kaç gün geçer ya da geçmez bu sefer başka bir kuzen kalmaya gelir (dayı kızı) bu sefer bu yazıyı görürüz diğerinin yakınlarında..



şu anki durum böyle:



ee yok mu arttıran :P

karışık VI imiş

kaçta kaldığımı unuttum.. aslına bakarsanız yazmaya yazmaya blog yazmayı da unutmuş olabilirim.. tam da ttneti bahane edecektim ki bir arkadaşın yoğun fırçaları sonucu (ünlem bile kullandı yahu) yazmaya karar verdim..

aslında ne yazacağımın bilmiyorum pek.. sadece beynim yazı yazmaya odaklandı, ellerimi bir sağa bir sola hareket ettiriyor.. ortaya da bu zırvalar dökülüyor işte.. okuyanlara teşekkür edip beğenenlere teşekkür x2 diyelim bakalım..

* bayramlar için süper dileklerde bulunur insanlar.. şöyle iyi geçsin.. melekler avuçlarına kuş koysun falan filan.. samimi gelmedi, gelmeyecek de.. (aynı durumu yılbaşlarında da yaşıyorum) yıllardır bayramlar hayatımın en kötü günleri içinde olmuştur..bu sefer eskiler kadar kötü değil ama avuçlarımı açtım melekleri bekliyorum günlerdir, tık yok.. aşkolsun :-/

* okulum teorik olarak açıldı.. bayramdan hemen sonra ders başı olması kuvvetle muhtemel.. gidelim bakalım değişiklik olsun ;) birkaç kişiyi özledim, görüşelim..

* maç izlerken çok agresif oluyorum, izlediğim basketbol maçıysa topa potaya girmesi -duruma göre girmemesi- için yalvarırken yakalıyorum kendimi bazen.. sonra düşünüyorum, bunun oğlum gitme oraya öldürecekler seni diyen teyzelerden ne farkı var ki? benim dememle de sayı olmayacak sonuçta..

demek ki bazı şeyler yaştan ziyade odaklanmayla, sevmeyle ilgili.. (evet hidayetin topunun girmesi için çok yalvardım olamaz mı? ayrıca nuriler kovalasın seni hido  )

* ramazan boyunca hayatım aynı düzlemde aynı yönlerde gidip gelmekteydi.. çok sevdiğim biri bu durumu trene benzetti (orda kastettiği ben değildim ama üzerime çok uyuyor bu durum).. sürekli hareket etmesi bağımsızlık kazandırmıyor ona.. gittiği her yerde altında raylar var, ve o raylardan ayrılmamak zorunda.. aynı rayların üstünde bir oraya bir buraya.. değişiklik olacak, olmak zorunda..

* şehir tiyatroları sezonu açıldıııı!! ekim sonundaki 2 oyuna bilet almayı düşünüyorum şimdilik.. hatta hemen bu gece de yapabilirim.. görünce içim kıpır kıpır oldu yine.. sLn in bize katılamayacak olması üzücü olsa da yine de yabba dabba duu demek istiyorum müsadenizle..

* çok acayip batıl inançlarım var.. siyah kedi mevzuu değil ama onu bile aratacak şeyler.. işin ilginç tarafı yenmeye çalıştıkça daha inandırıcı olması.. bir girdap gibi.. kurtulmaya çalıştıkça daha çok içine giriyorum, daha çok inandırıyor bana kendini.. 

* bugün iki süpriz sonlu bir film izledim.. aa aa şeklinde şaşırdım ikisinde de.. aslında sıkıcı bir filmdi zachary levi'nin yüzü suyu hürmetine izledik ama sonunun şaşırtıcı olması iyi oldu.. filmin adı "spiral" japon uyarlaması.. tavsiye ediyor muyum? yoo ama söyledim işte =)

* msnin yeni sürümünden iğreniyorum, aldığım her resimden sonra bir zımbırtıyı güncelleştirmesinden tiksiniyorum, her aldığım resim benzerinde kulaklarını çınlatıyorum bill gates.. üzgünüm, hakettin.. hem kabul etmek, iptal, reddetmek nedir yahu? eminönünde saat satan koyu tenli arkadaşlara mı çevirttiniz? ben var reddetmek..

* gecenin 3ünde mini cheetos zıkkımlanıyorum.. dik kafana hüplet diyor, kırmak olmaz.. 

* çok pis içime kapanasım var.. yalnız bir şeyler yapayım istiyorum, kafamda planlar da var.. ortalıkta görünmezsem merak etmeyin.. ya da edin ne yapayım :P

* seize the day kanıma işledi bu aralar.. yapmak istediğim, eski Canan'ın asla yapmayacağı şeyleri yapıyorum.. farkettim ki hayat böyle daha zevkli.. sınırları aştıkça hayat güzelleşiyorken kendimize aşk gibi, ya da korku gibi tabular koymak neden? (anlaşılmaz konuştum gene, sevmedim)

* içimdeki fasıl şarkıları aşkı kabardı.. ada sahillerinde bekliyorum, arabaya taş koydum dinleyip her şeyi boşvermek muazzam! tavsiye olsun bu da..

tahtaya defalarca ceza aldığı şeyi yazıp sonra yeniden yapan Bart Simpson gibiyim.. yazacağım diyip yazmıyorum.. bu da kendimi sevmememe neden oluyor.. bir daha olmayacak desek mi ki?

nefretimsin (arabesk mim)

sLn yolladı tamam dedik geçtik, FF'e yazmış tamam bu sefer garanti yazıyorsun dedik yine olmadı, bu sefer melankolikdeli'den de görünce yazmak gerektiğini anladım.. buyrun nefret ettiklerim..

* nemle birleşen bunaltıcı sıcak,

* 3G reklamı (evet evet meşhur olan)

* yeşil otobüslerin ilk çıkanları (özellikle yaz aylarında, sauna mısın mübarek)

* ttnet

* kolbastı

* ikiz misiniz siz diye soran insanlar (hayır öyleysek de sanane di mi?)

* onu nasıl yiyorsun, bunu nasıl izliyorsun yaaa cümleleri kuranlar (herkesin zevki kendine değil mi? )

* futbol yorumcuları (ör: Erman Toroğlu, Şansal A, Hıncal Uluç v.s)

* bana ısrar edilmesi

* birkaç kişi (isim verip kimseyi rencide etmek istemiyorum, hiçbiri blogumu okumuyordur muhtemelen ama popstar havasına girdim bir kere)

* havlayan köpekler,

* sudan sebeplerle bana yalan söylenmesi,

* böcekler,

* erkeklerin içlerine giydiği beyaz kolsuz atletler (beyaz çorap bile daha sevimli, brrrr)

* yarım kalan yazıyı tamamlamak (şu an yaptığım gibi),

* bir şeyi yapmak zorunda kaldığım için yapmak,

* ketçap,

* sigara (ilk madde olmalıydı),

* muhasebe dersi (anlamıyorum yahu!!)

* hocalarımın biri (evet evet o hepiniz anladınız değil mi)

* ismail yeka ve türevleri

'nden nefret ediyorum efendim.. daha da bir ton vardır muhtemelen ama bu kadar olsun.. mimi yollayıp başımın etini yiyen herkese teşekkür ediyorum.. bu mim benden de bünyeye gelsin.. kendisi mimse bana yolla diyerek çok istediğini belirtti az evvel :)

bir dizinin düşündürdükleri..

günün uzun kısmını oturma odasında geçirmek beraberinde kötü alışkanlıklar da getirebiliyor.. örneğin dizi izlemek..

bugün (çarşamba) yayınlanan bir diziyi izliyorum son zamanlarda.. tabi mischief ne kadar dizi takip edebilirse..

"aa o bugün müydü ya", "e geçen hafta ne olmuştu?" "ben bunu geçen hafta izlemedim galiba yaa.."

benzeri ünlemleri sık sık çıkararak dizi izliyorum.. izledikçe hepsinin birbirine benzediğini keşfetmeye başladım.. onlarla ilgili bir şeyler karalayayım istedim müsadenizle.. dizinin adını yazmadım zaten ilgilendiğinizi de düşünmüyorum :P

ilk olarak slow motion tepkiler dikkatimi çekiyor.. bir insanı ummadığınız bir yerde gördüğünüzde ismini söyleyip (isim şart) 5 bilemedin 10 saniye boyunca bayat balık gibi karşıya bakmanız gerekiyor.. günlük hayatında böyle bir tepki veren var mı Allah aşkına! yurdum insanı dizilerde kendini bulduğu için izlemiyor mu bunu? e peki nerede kaldı gerçekliği?

yıllarca bebek bekleyen insanların çocukları olmaz ama tek gecelik yasak beraberlikler mutlaka bebekle sonuçlanır.. (arada bir değiştirin yahu dizinin ilk bölümünden anlıyorsun çocuğun işin içine gireceğini...)

namus abidesi, dürüst, fakir ama gururlu ailenin çocukları hafif ve sahtekar olur.. anne baba arasında mutlaka biz nerede yanlış yaptık muhabbeti geçer.. (nerede kaldı sizin ağırlığınız, 2 çocuk yetiştirememişsiniz)

ve bu aile dürüstlük içinde yaşadığı için genellikle fakirdir ve bu durum bizim gözümüze sokulur (sanki bütün zenginler sahtekarmış gibi)

zengin jönün mutlaka bir "wingmani", bir "ekürisi" (Türkçenin yetersiz kaldığı an) vardır ve bu adam kızlarla gezip tozmaya bayılan tiplerdendir..

"en büyük aşklar nefretle başlar" sözü bu tuhaf dizilerden sonra çıkmıştır muhtemelen.. zira hepsinin ilk bölümünde özellikle hatun kişisi erkek kişisine karşı ağır nefret beslemektedir.. (günlük hayatta örneği var mı? ben karşılaşmadım..)

dizide herkesin aşık olduğu başkaları vardır.. şule ahmete ahmet ayşeye ayşe bana.. v.s v.s senaristler ayşe-ahmet ahmet-ayşe aşkını sıkıcı bulurlar muhtemelen, ya da türk halkı entrikaya bayılmaktadır.. (ama bir yerden sonra da bayıyor yahu) (ayrıca ayşe uzak dur benden :P)

eğer birini annesi-babası terketmiş ise terkeden kesinlikle en olmayacak kişidir (sevdiğin kızın ya da düşmanının ebeveyni) ve gerilimin tavan yaptığı bölümlerde mutlak suretle ortaya çıkacaktır.. ortaya çıktığı anda kaçınılmaz son: bayat balık bakışı..

eğer silah muhteva eden bir diziyse ve vurulan kişi başrol ya da en kötü adamsa 10 kurşun yese bile ölmez ama figüran ise rastgele sıkılan tek bir kurşun direkt olarak öldürür..

evden kaçıp/kaybolup hayat kadını, hayat kadını tüccarı ya da sapıklara denk gelmeyen genç kızımız oldu mu peki? karnı acıksın, canı sıkılsın parası bitsin eve dönsün arada bir yahu..

yoruldum, fikriniz gelirse yorum yapın ben altına eklerim =)

istisnaların kaideyi bozmayacağını hatırlatıp senaristlere çemkirmek istiyorum.. şaşırtın beni yahu.. katil uşak çıkmasın bir sefer de.. düşündürtün, merak ettirin.. bakın şimdiden söylüyorum o iki adam da kardeş.. ben dedim diyeceğim ileride..

ps: küçük olanı kimse istemiyorsa talibim, öbürüne 5 basar, en azından uzun kollu gömlek-kapri giymiyor yahu =)
ps2: şaka he talip değilim, Allah sevdiğine bağışlasın (okur mokur)

never say never dude..

bugün düşünme günüydü benim için.. hayatı sorguladım bol bol..

nereden geldik??

neredeyiz??

nereye gidiyoruz??

hayatın bize ilk öğrettiği büyük konuştuğumuz her şeyi yiyor olmamız sanırım..

asla gitmem..

asla gelmem..

asla konuşmam..

asla dinlemem..

asla..

asla...

birkaç yıl önce bugünlerimde böyle olacağımı duysam güler geçerdim ama hayat öyle tuhaf bir şey ki en olmadık zamanlarda en olmayan şeyleri gösterebiliyor..

ramazandan önceki son günlerimi arkadaşlarla geçirmeye çalışıyorum.. yorucu ama benim açımdan bir o kadar da keyifli.. bir de acayip heyecanla beklediğim yatay geçiş haberini alabilirsem dünyalar benim olacak sanırım..

bir türlü yerinden yurdundan ayrılamayan canım arkadaşım nihayet ilimize teşrif etti.. özlemişim onlarla vakit geçirmeyi.. yarın, öbürgün tekrarlamak niyetindeyim.. bakıcaz artık :)

ibraam tatlıses kardeşimiz Barış Manço'dan severek dinlediğimiz dağlar dağlar isimli şarkıyı yeniden seslendirmiş.. eğer Barış ağabeyimiz bunu duyuyorsa mezarında ters dönüyordur eminim.. yahu yapmayın, etmeyin, yazıktır!! merak eden varsa (ki tavsiye etmem) buyursun:




bursalı ya da gaziantepli olmadığı halde olay tv (2 tane var), karadenizli olmadığı halde karadeniz, hamsi, çay tv, azeri olmadığı halde azeri tv, izmirli olmadığı halde ege tv hatta ve hatta arap olmadığı halde el cezire tv izleyen başkaları da vardır değil mi benim babam yalnız olamaz? yeter yahu hepsinin yörelerini bile ezberlemişim 8-)

öyle işte.. artık daha sık görüşeceğiz galiba blog kardeşim.. canım yazmak istiyormuş meğerse..

karışık V

* evet blogu çook uzun zamandır ihmal ediyorum farkındayım.. yine ayda 2 yazıya düştük ve bu benim açımdan çok sinir bozucu..

* yaz mevsiminin en çok burs kesilme kısmını sevmiyorum.. cimrilikten nefret eden biri olarak yemek yerken bile dikkat etmek gerekmek sinirimi bozuyor.. geçenlerde waffle bile yiyemedim yahu :P hee bir de tiyatroların tatil olma kısmını!

* yaz günü nezle olmayı başardım.. hani alkışlarım?

* merak ne güzel şey güzel şey merak! tüü Allah cezanızı kaldırsın e mi..

* friendfeed artık blog yazmaktan daha kolay geliyor.. özellikle bir konu hakkında uzun uzun yazmaya çok eriniyorum.. bu tembellikle çok yaşamam ben..

* geçen yazımda bahsettiğim ilkokul arkadaşım.. kuğuya dönüşeceğini önceden haber veremez miydin? ille en olmayacak zamanda mı farketmeliydim bu durumu?

* birkaç gün sonra doğum günüm.. gönül arkadaşlarla kutlamak istiyor, bir haftadır bu durumu düşünüyorum, hala bir karar veremedim.. bu kadar da kararsız olunmaz ki canım..

* Allah sevdiği kuluna eşşeğini önce kaybettirir sonra buldururmuş.. seni seviyorum canım akbilim (ödüm patladı kaybettim diye ne yapayım :P )

* 1 saat boyunca bizi gondoldan bile daha çok zıplatmayı ve korkutmayı başarabilmiş otobüs şöföründen nefret ediyorum.. sol omuzumun ağrımasının tek sebebi sensin, senin yüzünden cama defalarca omuz atmam.. ayrıca akbilimi kaybettiğimi düşündüren de sensin.. senden nefret ediyorum (aa nefret mimi vardı değil mi? kendime not: yarın yaz)

* güzel bir gün geçirdikten sonra eve yorgun gelmeyi çok seviyorum.. o günün hayal olmadığını hatırlatıyor bana.. yorgun olduğumu düşününce mutlu oluyorum, günümün ayrıntılarını taşıyor çünkü, çok yürüdüğüm için ayağım ağırıyor bazen, ya da çok güldüğüm için çenem, ya da yazmayacağım bir sürü şey.. seviyorum işte :)

* kazasız belasız 4. sınıfa geçebilmiş bir mischief var karşınızda.. üstelik not ortalamasını da kendisine göre hatırı sayılır ölçüde yükseltmiş bir mischief.. kaldı 1 sene.. hayal gibi geliyor hala..

* kendi başıma bir yerlerde oturmayı çok seviyorum.. elimde telefon boş boş oturmama rağmen kolay gelsin diye yol soran abi, ödümü patlatan sucu, abla su vereyim nolur ekmek parası diyen ama giyimi gayet normal olan tombik ufaklık, bana tren muamelesi yapan ve aynı azimle 3 kere önümden geçmeyi başarabilmiş tuhaf şahsiyet.. eğleniyorum bol bol..

* çocukların dili olmadığını öğrendim bugünlerde.. yabancı, 1,5 2 yaşlarında bir kız turistin sizi sevip yanınıza gelebilmek için bir sürü yol katedip çantaların üstünden yanınıza ulaşmayı başarması, yüzünüze bakıp simsiyah gözleriyle gülümsemesi, sizin annesi kızdığı için yüz vermemeye çalışmanız sonucu bu sefer kahkahayla gülmeye başlaması, yüzüne baktığında gördüğünüz, belki de hayatınız boyunca unutamayacağınız kara gözler, kıvır kıvır omuzlara kadar uzanan saçlar.. annesinin gelip cebren, ağlatarak yanımızdan alması sonucu bulduğu ilk fırsatta yine o harika gülümsemeyle yanımıza gelmesi.. çocuklar beni neden seviyor bilmiyorum.. ama iyi ki seviyorlar yahu!

* yoruldum yeter, bahsetmek istediğim ama bahsedemediğim bir sürü şey var aslında.. hayat güzel lan!

itiraf.kom ~mim~

yazma hevesimiz yokken sLnin miminden sonra bir şeyler karalayayım istedim.. evet bir de saçmalama mimim var biliyorum ama ne yazacağıma dair fikrim yok, acayip keyifli bir anımda saçmalayabilirim sanırım..
konumuz itiraflar, başlıyorum müsadenizle..

* itiraf ediyorum artık blog yazmaya accayip üşeniyorum.. yazdım mı da isteksiz, kendimi iteleyerek yazıyorum.. bu yüzden her an blog yazmayı bırakabilirim..

* küçükken sadece kötü insanlar ölür sanırdım, bu konudaki tek örneğim Erol Taş'tı.. her filmin sonunda ölmesinden etkilenmiştim sanırım..

* bazen sırf canım konuşmak istemiyor diye çalan telefonumu açmayıp bazen gelen mesajlara cevap vermeyebiliyorum.. telimi açmamamın ana nedeni cep telefonuyla konuşmaktan nefret etmem, şahsi bir durum yok..

* isim vermemem en iyisi sanırım ama çevremde olan bazı insanlardan nefret ediyorum!

* kardeşime şu aptal internet oyunlarından birini izleterek, çok kötü korkutmuştum.. bir daha birine yapmamaya yemin ettim sonra, çok pişmanım :-/

* sevdiğim bir şey hakkında birileriyle konuşmaktan nefret ediyorum.. Fenerbahçe, film, dizi, oyuncu her şey dahil.. hele bu insan bu olayla benden duyup ilgilenmeye başladıysa aaaaa diye bağırıp kaçmak istiyorum..

* zaman zaman saf rolü yapmaya bayılıyorum.. böylece insanlar beni kolayca kandırabileceklerini düşünüp uzun uğraş gerektiren planlar kurmuyorlar.. eeh bana da bıyık altından gülmek kalıyor tabi..

* ilkokulda İstiklal Marşı törenindeydik.. 3. ya da 4. sınıftaydık emin değilim.. öğretmen sınıfımızdan bir çocuğu karnı ağrıyor diye eve göndermişti.. biz de tören esnasında samimi bir erkek arkadaşımla dedikodusunu yapıyorduk.. ben öğretmen X'e aşık galiba geçen hafta Y hastaydı göndermemişti X'i hemen eve gönderdi ehe ehe demiştim.. ya da biri söylemişti de ben tekrar etmiştim hatırlamıyorum..

akabinde bunu öğretmenin duyması, kim dedi bunu diye sorguya çekilişimiz.. arkadaşımın hocam Z söyledi diye suçu başkasına atması ve Mischief'i olaydan tereyağından kıl çeker gibi sıyrılışı ve ardından Z'nin başka sınıfa gönderilişi..

ilk vicdan azabı yaşadığım durumdu sanırım ama hocam o bendim yaa :-/

* zaman makinemin olmasını ve bazı şeyleri, şahısları, olayları uçurabilmeyi çoookk isterdim..

* bana ısrar edilmesinden nefret ediyorum, bağırıp terslemek istiyorum, yapamıyorum.. ama bilin ki ben bir şey için hayır dediysem ve ısrarlardan sonra kabul ettiysem o işi nefret ederek yapıyorumdur, yapmayın..

* bazen mazoşistliğim tavan yapar, kafamdan başıma gelebilecek kötü bir olayın senaryosunu yazıp üzülürüm, evet yaparım bunu..

* yazınca farkettim eğleniyormuşum ya yazarken.. yazmaya yazmaya unuttuk tabi..

* ödünç bir şey vermekten ve almaktan nefret ediyorum.. kimseye bir şey vermeyeyim, kimseden bir şey almayayım istiyorum ki almıyorum da zaten..

* her yazısını resimle süsleyen bloggerlar var ya bayılıyorum onlara.. ben bulamıyorum resim, koyamıyorum da sonra.. belki ben de yapabilirim bir gün çalışırsam.. ne diye aranır ki google'da? analitiklere konu olmak da var işin ucunda..

* bazen bir blogu okuyorum, iğrenç yazıyorsun yahu çek ellerini klavyeden demek istiyorum.. sonra bakıyorum bir sürü okuyucusu var, belki de sorun bendedir, belki bazı insanlar da benim hakkımda böyle düşünüyordur diyorum vazgeçiyorum..

bu kadar olsun bakalım.. sLn'e teşekkür ediyoruz.. yazmayan kaldıysa seve seve hediye edebilirim kendilerine :)

başlıksız

günahım kadar sevmediğim bir adamın gazetede bir köşesi var ne zaman adam oluruz diye.. bir tane de ben söyleyeyim istedim..

sütçüsünden, çöpçüsüne, bekçisinden, postacısına işimizi savsaklamadığımız zaman..

şöyle açıklayayım, şu anda evimde 5 tane bize ait olmayan kartpostal var.. nasıl olsa hepsi size geliyor diye atılmış.. es kaza bize çok fazla mektup geliyor olsa bütün semtin mektuplarını okuyabileceğim sanırım..

kartpostalın üzerindeki adrese göz atmaya erinen insanlar bir sürü maaş alırken binlerce üniversite öğrencisi işsiz.. gel de bu işte adalet ara..

hurrayy!

aylardır istediğim şeye nihayet kavuştum!! The Simpsons Pulu!! herhangi birine razıyken Bart olması ayrıyetten sevinç kaynağı oldu bende! taramaya üşenip kamerayla çektim, kalite berbat ama olsun :D

bugün iki sınavım olduğu için oflaya poflaya evden çıkarken gördüm ve accayip mutlu oldum!

hatta Dibler Abla'nın d-smart reklamındaki dansından yapmak istiyorum sabahtan beri.. eğer becerebilsem Deivid gibi yapardım ama anca onu yapabilirim :D

reklamı görmeyenler için aşağı link koydum, haydi kalkın beraber yapalım...

golumü atarıııımmm dansımı yaparıııımmmm golümü atarıııımmmm dansımı yaparııımmmm :D

hehe evet evet delirdi bu kız :)



tecelli

Nedir bu benim çilem
Hesap bilmem
Muhasebede memurum
En sevdiğim yemek imam bayıldı
Dokunur
Bir kız tanırım çilli
Ben onu severim
O beni sevmez

Oktay Rıfat Horozcu

bahtsız bedevinin başka bir tanımı.. üzerime çok uyuyor bu şiir.. öyle paylaşayım istedim..

son ki üç dört...

geçenlerde canım şarkı söylemek istedi yine.. direc-t geldi aklıma.. çok severim ama uzun zamandır dinlemiyorum diye düşünüyordum.. sonra en çok bilinen şarkıları da olan hasreti düşündüm.. onu söylemeye başladım..

hasret beni yordun sanma
sancım diner elbet zamanla
...
affet nefret ettim senden
son ki üç dört..

şarkı söyleme hevesim kayboldu oturup böyle bir şeyin mümkünlüğünü düşündüm.. birine karşı nefret beslenirken hasreti nasıl yorar ki insanı?.. aşkın nefrete olan yakınlığıyla mı açıklamalı? kaldı ki ben birbirlerine çok uzak olduğunu düşünüyorum.. benim göremediğim bir cevabı var mıdır ki?


peki ben neredeyim? heh buldum..

affet......




neden bahsediyor bu kız diyorsanız:



izleyemeyenler: http://www.youtube.com/watch?v=WDc_z5PHf90

masaüstü şeysi -mim-




mim sana gelmiyorsa sen mime gideceksin demiş atalarımız.. ya da dememiş mischief uydurdu.. ama bu sefer benim yazasım geldi.. mim için kendime teşekkür ediyorum..

imageshack sitesini açabilirsem resmi de yükleyeceğim ama önce yorum kısmını yapayım sonradan eklerim.. sizin bu sıralamadan haberiniz olmayacak tabi ki ama dürüst insanım işte :P masaüstümü sisterım slnin ısrarlarına dayanamayarak dün değiştirdim.. size yenisini göstermek kısmetmiş :P

açıklanmasının biraz uzun süreceğine inandığım için hemen geçeyim istiyorum..

7/24 kullandığım programlarım yine açık.. idman firefox ve msn.. şeffaf olayım diye hiçbir şeyi kapamadan shot aldım.. msn penceresinde tanıdık birini görebilirsiniz, içeri bağırmaktansa burdan konuşmak daha kolay geliyor napalım :P

video programlarının çokluğu dikkatinizi çekebilir.. genellikle gom player ve kmplayerı değişmeli olarak kullanıyorum, color videoyu silmeyi unutuyorum, quicktime en nefret ettiğim program olmakla beraber sadece photoshop dersi için kuruldu :)

açıköğretim videolarının olduğu klasörün kocaman kırmızı bir çarpıyla gösterilmesi tamamen tesadüf :P

download konusunda azimli olduğumu da farkedeceksiniz.. listeye göre gidiyoruz işte :P

adobe readerla inatlaşmaktan vazgeçtim, zira kendisi her yeni güncelleştirmede masaüstüne kısayol eklemekte, ya da ben hadi bit artık diye çabucak geçtiğim için işaretini kaldırmıyorum o da mümkündür :P

gmail notifier en sevdiğim program.. gmaili en son ne zaman mail gelip gelmediğini anlamak için açtığımı hatırlamıyorum.. gmail kullananlara tavsiye ederim..

media playerda saatlerdir tek bir şarkı açık.. biri reklamından sonra dinleyesim geldi saatlerdir dinliyorum.. tek şarkı için winamp listemi katletmeye de üşendim kaldı öyle :P

mim için kendime teşekkür ediyorum.. sağolayım varolayım :P

bir reklam, bir cinnet

Çalışan bir anneyim hayatım zor
3 çocuğum var nasıl olur sor
Onlar acıkır beni beklerler
Tek yardımcım şu pınar köfteler

Donuk halde atın tavaya öyle güzel olur
Şokla dondurulmuş eti suyu tadı tuzu durur
Annemin köftesi gibi aynı
Çalışan annenin baş yardımcısıymış
Pınar köfteleeeeeeeeeeeeeeeeeeerrrrrrrr

gecenin 1:30 u olmuş, beni bekleyen 10 ünite var.. bitirmeden yatmamak niyetindeyim ve beynimin aralıksız tekrar ettiği tek şey bu aptal jingle! sözlerini de kendim yazdım copy/paste değil..

ağzıma geleni sayıyorum şuan.. kim demiş reklamın iyisi kötüsü olmaz diye? bundan sonra pınarın suyunu bile içersem adiyim!

hayallerim gerçek oldu!

video


İntihar etmeyince kızdı köprüden attı!

Çin'de borç batağına düşen bir Çinli, intihar etmek için çıktığı köprüde 5 saat kalınca olaya kızan emekli bir asker tarafından aşağıya atıldı. İtfaiye'nin açtığı hava yastığının üstüne düşen kriz mağdurunun sağlık durumu iyi. Genç adamı aşağıya iten emekli asker ise, üç yıl hapis cezası ile karşı karşıya.

İntihar girişimi sırasında 5 saat boyunca köprüyü trafige kapatınca, kızgın bir vatandaş tarafından aşağıya atıldı.

Olay sonrası "yaralamaya kasıtlı olarak sebebiyet vermek"ten polis tarafından gözaltına alınan emekli asker, suçlu bulunması halinde 3 yıl hapis cezası alabilecek.


haberi kısa kestim, sıkıcı olur diye.. intihar için çıkıp yaklaşmayın atlarıma bağlayanlara sinir oluyorum! zaten oraya çıkış amacın atlamak değil mi? neden seni birilerinin görmesini, bir şeyler yapmasını beklersin ki.. polisler seni kurtarınca borçların otomatik olarak ödenmiş mi oldu?

askeri gözaltına alanları da kınıyorum! beni 5 saat geciktirse baktım ölmedi ben de atlar aşağıda haklardım! dayaklık bunlar! eline sağlık biraderim (hemen de yakınlık kurarım) hayalimi gerçekleştirdin!

karışık IV

*seri yazmak ne zormuş hele benim gibi ne yazdığını unutan insanlar için.. tekrar kontrol etmem gerekti, bir de arayıp tarayıp bulduktan sonra k harfini yazmamla firefox bana hepsini sıraladı ya alacağı olsun onun..

*öğretimin kapalısından nefret ediyorum, açığından 2 kat fazla nefret ediyorum.. haftasonu sabahın köründe kalk nerede olduğu konusunda fikrin bile olmayan okulları bul.. neden bahsettiği konusunda fikrin bile olmayan sınavlara gir.. (bu kısmın gerçek olmaması için mischief kalan 4 günü çalışarak geçirmek zorunda :-/ )

*geçen yazımda memurdan bahsetmiştim.. pazartesi karşılaşma şerefine nail olamadım zira arkadaş sağolsun benimkini de almıştı.. ama normale döndüğünü söyledi, bu da uyuşturucu ihtimalini kuvvetlendiriyor bence, ya da ben Oz izlemeyi bırakmalıyım :P

*yeni dizim Oz.. Chuck kadar bayılmıyorum tabi ki ama can sıkıntımın tavan yaptığı şu günlerde vakit geçirmemi kolaylaştırıyor.. alışılmışın dışında bir tarzı var ve ben izlerken sıkılmıyorum.. (artık normal bir filme 1,5 saat dayanamayan biri olarak)

*bu yaşta hiperaktivite olur mu bilmiyorum ama yerimde duramıyorum son zamanlarda.. ders boyunca aynı sırada oturmak bile zul geliyor kalkıp dolaşmak istiyorum, önceleri bütün gün aynı yerde (bilgisayar karşısı) oturabilen ben 15 dakikada bir sebepsiz kalkıyorum.. film izleyemiyorum, kalkıp oturunca konudan kopuyorum çünkü.. şimdi bu halde bir de ders çalışmam gerekiyor.. zor gibi =) geldi bahar ayları gevşer gönül yayları benzeri özdeyişlerimizden yola çıkarak bahara mı bağlasak bilemedim..

*facebook videolarından nefret ediyorum.. hele şu yeni başlayan 1 kadın 1 erkek olayları Emre Karayel'den nefret ettirdi beni.. Turkmax'ta zaman zaman izliyor başarılı da buluyordum halbuki ama o kadar suyu çıktı ki..

dün gece ederleziyi paylaşmıştı arkadaşım.. çoğu zaman paylaşılanları izlemiyorum bile ama bu sefer merak ettim zira adı yazmıyordu.. dinledim, sonra canım Sezen Aksu versiyonunu dinlemek istedi.. dinledim sonra bir daha.. sonra bir daha....

*sLn'den aldığım duyumlara göre şu yazımda bahsettiğim olay bir kısım internet sitelerinde dolaşmaktaymış.. ayıp oluyor çalan arkadaş bari çalıyorum haberin olsun deseydin.. gs yuefa kupasında kadıköye geldi esprim 1 bu 2 :P.. olmuyor ki böyle, yaratıcı olun canım.. bloguma "her hakkı saklıdır" yazacağım ama nereye sakladın bu kadar Hakkı'yı diye espri yapan olursa öldürmek zorunda kalacağım ondan korkuyorum..

*mektup arkadaşım olsun istiyorum, ama ona kendimi 13-14 yaşında tanıtayım istiyorum ki birbirimize sevimli hediyeler gönderelim.. sahtecilik sayılır mı ki bu? niyetim temiz :P

*sabahları evden otobüs durağına kadar yürürken yolda denk geldiğim insanlar bu sözüm size.. sabahları yolda yürürken şarkı söylemeyi çok seviyorum, bunu kısık sesle ve ağzımı kıpırdatarak yapmayı daha çok seviyorum, manyak değilim bilin istedim.. özellikle de sen halk ekmek bayiinde görevli olan abi..

*tüzel kişiler beni bekler haydi ben onlara döneyim artık..

canım memur!

başka bir mevzudan bahsedecektim aslında, ama öğlenden beri ağzım açık şekilde dolaştığım için bu konuya öncelik vereyim istedim..

zaman: bugün
mekan: iü edebiyat fak. öğrenci işleri
şahıslar: ben, arkadaşım, sınıftaki herkesin muhtelif sebeplerle tartıştığı suratsız öğrenci işleri memuru

arkadaş ile mischief belge almaları gerektiğinden ötürü dilekçe yazarlar, bu dilekçeyi öğrenci işlerinin gülümseme özürlü görevlisine vermek için uflaya puflaya içeri girerler.. hatta arkadaş amaan gene bu kadınla muhattap olucaz der mischief de surat bükerek onaylar.. öğrenci işlerinin kapısından içeri girilir..

memur: hoşgeldiniz çocuklar ne o?
arkadaş & canan: (hönk) dilekçe yazmıştık biz hazırlık belgesi için
m: hee verin bakayım
bakar yazı küçük olduğundan mütevellit okuyamaz.
m:ya bu gözler de iyice bozuldu.. doktora da gitmiyoruz kesin 2,5 filan olmuştur bununla idare edelim bakalım der gözlük takar..

gözlükleri takmasıyla artık karşımızda bambaşka bir memur vardır..
m:aman da aman ne güzel yazmışsınız bıcır bıcır
Arkadaş: hönk
Canan: HÖNK
m:tamam canlarım şimdi bunu dekan yardımcısına çıkarıyorsunuz o imzalıyor tekrar bana getiriyorsunuz oldu mu güzellerim..
Arkadaş: HÖNKKK tt..tabi
Canan: HÖNKKK tt.tabi
m:hadi bekliyorum tekrar sizi..

dışarı olağan şaşkınlığımızla çıkış, üzerine arkadaşın söylediği
-lan bunun aklı 2,5 olmuş
sözü ve mischiefin gülmekten yerlerde sürünerek dışarı çıkışı..

dekan yardımcısına çıkış işleri uzuuun süre sonra hallediş öğrenci işlerine dönüş..
-nerdesiniz kızlar yaa sizi bekliyodum ben de..
- :S dekan yardımcısını bekledik biz..
akabinde kapıya kadar uğurlanış..

aşık mı oldu, kocası bişey mi hediye etti, çocuğu/torunu mu olacak, uyuşturucuya başladı da "high" durumda mıydı bilmiyorum ama bundan sonra edebiyat fakültesi öğrenci işlerine laf söyleyen karşısında beni bulur (H) bana hayatımın hiçbir kısmında bir memur böyle hoş karşılamadı yahu :P pazartesi bir randevumuz daha var çiçek mi alsam ki giderken?

estetiğin zararları

estetikten nefret ederim.. oldukça gereksiz buluyorum.. insanlar yaşlarına direnmektense içinde bulundukları senenin tadını çıkarmalılar bence.. belki 40ıma gelince ben de yüzümü gözümü çekerim bilemem ama şimdilik görüşüm bu.. hem zararlı bir tarafı da var..

mesela buna benzemeye çalışırken:



benzediğiniz şey bu olabiliyor:



buyrun bu da ikisinin yanyana gelmiş hali, bana mı öyle geliyor yoksa?


special thanks to Seray =)

Sivas-Hadise

malumunuz eurovision var bugün.. bilmiyorsanız da her haberde her gazetede bulabilirsiniz zaten.. hanım kızımızın Sivaslı olması sebebiyle muhabirlerimiz tek solukta sivasa gidiyor bugünlerde..

az evvel bunun en üst noktasını gördüm sanırım.. bir bayan muhabirimiz bir kahvehaneye girmiş kahvehanede herkesin sabırsızlıkla gece olmasını beklediğini anlatıyordu.. o sırada meraklı kalabalığa (!) döndü kameraman.. 4 kişi pişti benzeri kart oyununa kendini kaptırmış, bir tanesi gazete okuyor bir diğeri çay içiyor, bildiğimiz kahve ortamı yani.. gözümüzle görebildiğimiz bir konuda bu kadar rahat yalan söylenebiliyorsa haber kanallarına nasıl güvenebiliriz ki?

şu an da hadise'nin dayısının evinde aile bireyleriyle görüşüyoruz.. çocukluğundan girdik kıyafetinden çıktık..

sertap erener, kenan doğulu vb eurovision temsilcilerimiz saksıda mı bitmişti onlara neden aynı muamele yapılmadı bilmiyorum ama elime doğdu, çocukken de çok enerjikti vs tabirler çok itici değil mi yahu? hatun dünya starı olacak belki biz hala köyündeki küçüklere şarkısını söyletmeye çalışıyoruz.. bir konuda da 'yok'unu çıkarmadan durmayı bilsek keşke..

the curious case of lost

S05E15 i henüz izlemeyen arkadaşlarımın okumaması önemle rica edilir, keyfinizi kaçırabilecek kadar spoiler söz konusudur..

geçenlerde okumayı sevmediğimi söylediğim bir konuda bu sefer ben yazı yazıyorum.. kınayınca başına gelir dedikleri doğruymuş demek.. perşembe günü indirilebiliyor olmasına rağmen bugün ancak izleyebildim (indirme problemi değil canım istemiyordu)

bugün gibi hatırlıyorum ilk üç sezonu arkadaşımdan alıp manyak gibi, soluksuz izlediğimi.. bölüm sonunu görüp dayanamayarak diğer bölümü açtığımı..

ama uzayan şeylerin suyu çıkması mevzuu tavan yaptı benim için lostta.. hiçbir dizide onu izlerkenki kadar sıkılmıyorum.. diğer hafta yenisi çıkana kadar izlemiyorum bile çoğunlukla..

dolandırıcı kızımız ve oğlumuz filozof, ayyaş doktorumuz fizikçi, memur olduğunu hatırladığım ama emin olamadığım felçli şahsımız ise iktidar delisi katil oldu..

bunları bir tek ben mi hissediyorum bilmiyorum ama bölümün geneli benim için offf ile poff ile geçiyor.. doğal olarak izleme, bırak şeklinde bir yorum alabilirim.. ama ilk 3 sezonu bu kadar iyi giden bir dizi izlemişseniz, grevden dolayı 4. sezonda yeni bölümlerin çıkmasını hararetle beklediyseniz buraya kadar gelmişken sonunu getirmek istiyorsunuz.. yine de finali benim için son şans sanırım..

izleyenlerin çoğunun benim gibi geçmişi için izlediğini düşünüyorum.. dizideki herkesin ayrı bir filozof, ayrı bir alim olması çekilecek gibi değil çünkü.. güzel adamız konuşup insanlara öğüt de vermeye başlamış, bir adım ilerimiz aynı insanımızın kendini mesih ilan edip dünyayı kontrol etmeye çalışması bence.. tabi karaya döndüğünde tekrar ölmezse 8-)

dizide sempati beslenecek pek kimse kalmadı gibi.. ilk başlarda Benjamin kendisinden her şey beklenecek muazzam bir adamken John'un yanında tam bir loser oldu, John izlediğim tüm dizilerdeki en itici adam, Sawyer aşk böceği.. gerisini zaten sevmiyordum.. silkeleyip kendilerine getirmek istiyorum hepsini..

tek sempatim sun&jin ikilisi ile Richard'a artık.. bir tek ulvi sözler etmeyen ve tek derdi birbiri olan insancıklar onlar çünkü.. Richard ise yaşlanmıyor o yüzden saygı duyuyorum adama =) sırrını öğrenmek de fena olmazdı hani :P

S05E15 i şimdi izledim de içimdekileri kusayım istedim =)

sürpriz v.02

-Mischiiieeef!!! Mischiiieeefff!!!!

-anne ya da abla kapıyı açar..

-Mischief'e söyleyin ona bir adam gelmiş?!?!?!?!?!

(Brad, Johnny, Zachary hiç olmadı Neil)

aşağı hevesle inilir.. ve ikinci hayal kırıklığı

pffff

artık sürprizlerden umudumu kestim sanki 8-)

bir metrobüs incelemesi

okulumla evimle ya da çevremle hiçbir şekilde alakası olmadığı için düne kadar hiç binmemiştim.. vasıtasız kalsam da tekrar biner miyim bilmiyorum.. şöyle başlayalım..

vasıtanın arkası bildiğimiz şark köşesi.. ortası köşe koltuklarınki gibi, bildiğimiz otobüs koltuğu değil.. ilk oturduğunuzda biri çiğ köfteyle, sazla gelecek gibi geliyor..

aynı şark köşesinde koltukların alçak ve yüksek olması hiyerarşik düzeni çağrıştırsa da motordan dolayı öyle olmasını umuyorum.. zira en alt tabakada ben vardım, bozulurum :P

yine aynı şark köşesine 7-8 tane alçak merdivenle çıkılıyor.. vasıta hareket halindeyken bir insanın onları tırmanıp yerine oturması zor olsa gerek..

öğlenin ortasında bile tıklım tıklım olduğunu düşünürsek insanların rahatı değil çabuk ulaşımları gözetilmiş demek ki.. eeh ben de yavaş ama rahat olanı tercih edeceğim için benim için gereksiz bir ulaşım aracı.. yaşasın vapur =)

bana mı denk geldi bilmiyorum ama insanın ilk bindiği vasıta defalarca stop eder mi yahu.. bu kadar mı bahtsızım.. kendimi "yok canım bindiğimde de bozuktur o" diye kandırmak istiyorum müsadenizle..

metrobüs adını hiç sevmiyorum.. o kadar sevmiyorum ki kullanmak bile istemiyorum.. o yüzden çeşitli isimler söylüyorum seslenirken.. favorim troleybüs.. evet elektrikle işlemiyor biliyorum ama yer altından da gitmiyor ki metro diyelim 8-) hiç olmazsa troleybüste bir sevimlilik, bir bizdenlik var.. metro deyince aklıma tek gelen koşturan insanlar..

tramvayda ve metrolarda göremediğimiz, en son yeşil otobüslerde de mevcut olan tuhaf yükseltiler bunda da mevcut..içinden bir mini bar çıkacak diye bekleyebiliyorsunuz.. yurdumun kendini çevik sanan kızları gelip oturuyor.. ama aynı kıvraklığı aşağı inerken gösteremedikleri için yardım almak zorunda kalıyorlar.. demek ki neymiş o boşluklar boş kalmalıymış ;) ayşe gel kız kalkamıyorum dersen rezil olurmuşsun.. (ayşeyi uydurdum,hatırlamıyorum)

genel izlenimim ölüm-kalım meselesi olmazsa binmeyeceğim yönünde.. zaten deli gibi kalabalık olan köprüyü tek bir vasıta için kapamayı adil görmüyorum.. onun dışında her yerde sıkış-tepiş olmaya alışan halkımız bir vasıtada daha aynı şeyleri yaşıyor.. en azından durakta yatan o kadar otobüsün parasını, yol yapım masraflarını amorti edebilecek mi, ona bile ömrü olacak mı bekleyip göreceğiz.. ama pek umutlu da değilim..

youtube'un faydaları

YouTube sayesinde doğurdu!

Sonunda bu da oldu: Ambulansın geciktiğini gören baba, çocuğunu kendisi doğurttu.


İnternetin en popüler video portalı olan ve her gün milyonlarca kişi tarafından ziyaret edilen YouTube, bu kez de bir baba adayının çocuk sahibi olmasına yardımcı oldu.

İngiltere'de yaşanan olayda karısının rahatsızlandığını gören ve doğum anının yaklaştığını anlayan Marc Stephens, ambulansın gecikmesiyle birlikte telaşı daha da arttı ve Google'a girerek bir çocuğun nasıl doğurtulacağını araştırmaya başladı.


Araştırmaları neticesinde YouTube'ta yer alan ve doğumun nasıl yapıldığını anlatan bir video'ya tesadüfen ulaştığını dile getiren Stephens, izlediği bu video'nun karısının doğumunu gerçekleştirmesinde çok işe yaradığını ifade etti.


Sonuç olarak karısının doğum sancılarına daha fazla dayanamayan ve ambulansın gecikmesi neticesinde doğumu kendi yapmaya karar veren Stephens, YouTube'tan izlediği bir video sayesinde doğumu kendi gerçekleştirmeyi başardı.


beyin jimnastiği yapıp aynı durumun bizde olduğunu düşünelim.. bakalım baba vtunnelı biliyor mu? youtube jacker kurmuş mu? dns ayarları ile oynamayı biliyor mu?

gördün mü pisi pisine gitti çocukcağız.. sonra en az 3 çocuk derler..

bloggerları nasıl bilirsiniz?

bu sefer yazmaya üşendiğimden değil fazla blog takip etmediğimden takip ettiğim blogların birkaçı da tanıdık olduğundan yazmamıştım.. ama etrafımdaki herkesin yazdığını görünce sıranın bana geldiğini farkettim sanırım.. isimlerde herhangi bir öncelik yoktur..

melankolikdeli: öncelikle çok yardımsever :D teknoloji işlerinden anlıyor gibi, ama daha ps3'e bile geçememiş :P benim gibi tvdeki saçmalıklara ve ayrıntılara fazla takılıyor ayrıca iyi bir gözlemci.. cana yakın, eğlenceli bir insan.. yazılarından anladığım kadarıyla sözü dolaştırmayı sevmiyor az sözle çok şey anlatmayı sevenlerden.. nedenini bilmediğim şekilde kendime benzetiyorum (ki bu bana çok sık olmaz :D)

Cartmantr: macera filmleri ve basketbol hayranı sanırım.. macera filminden eminim de aklımda basketbol kalmış bir de :P o da benim gibi blog yazmaya üşeniyor =) ama yazdığı zaman da hakkını vererek uzun yazıyor (ki ben canım istemediğinde kısa keserim) şahsi hayatı konusunda biraz ketum, post it notları hariç hemen hiç bahsetmiyor.. sinemayı çok seviyor.. ayrıca o da benim gibi bir chuck sever (izledin mi finali :D)

personanongrata: melankolikdelinin onun için kullandığı tabir tam yerinde sanırım.. kendi halinde, sessiz, sakin, biraz ürkek ama gerektiğinde de cesaretli biri.. o da benim gibi yazmayacağım uleyn diyip vazgeçenlerden.. iyi ki de vazgeçmiş bu sayede severek okumaya devam edebiliyoruz :)

Besimi: her zaman saygı duyduğum insan türünden.. şu bir konu hakkında kendini uzmanlaştırabilenlerden.. kendim çekirge misali hobiden hobiye atlayan biri olduğum için bu kadar saygı duyuyorum belki de.. blogunu okuduğumda bir şeyler öğreniyorum ve bu da beni mutlu ediyor..

diğer takip ettiğim blogların bazılarını bknz:
sLn
Darkness
oyuncak sepeti
Red Pharos
sRkN
blogger harici tanıdığım için;

bazıları da kategori blogu olduğu için yazmadım.. onlar için de böyle bknz:
lambuja
gürkanblog
tasarımcım

unuttuğum ya da hoşlanmayacağı bir şey söylediğim varsa affola..

fotoşort

sebepsiz bir can sıkıntısı vardır.. photoshopla uğraşılır (sıpeyşıl tenks tu melankolikdeli).. resimden birşeyler kaldırmak öğrenilir ve başarıyla uygulanır (yatttaaaaaa!!).. hemen ardından bu karikatür akla gelir:

=aa babane fotoraftaki sen misin?
--evet yaaa eskiden cok guzeldim ben..
=iyi de bu fotoraf eski değil ki?!!!!!
--evet gecen hafta cekildi.
=babane balkona kakanı yapıyosun???!!!
--fotoşortta kakayı silebilir misin??

yiğit özgür dosyasında bu diyalogun geçtiği karikatür aranır.. belki bulunamaz ama okudukça gülünür, güldükçe okunur.. artık önümüzde gayet keyifli bir gece vardır.. keşke eski halinden çoook uzaklarda olmasaydı :-/

enadı speyşıl tenks tu sLn

Mischief vs Tosbağa


geçenlerde okuldan eve gidiyorken kafama takıldı yine.. insanların sevdiği hayvanlar karakterlerini yansıtır derler ya kaplumbağa benim neyimi yansıtıyor diye düşündüm.. düşündükçe sözün doğruluğuna daha da çok inandım.. bakalım siz de benimle aynı fikri paylaşacak mısınız..

ps: resimdeki umumi tuvalet çağrışımı yapan siteyle bir ilgim yoktur kesmeye üşendim..


olayların çıkış noktasından başlayalım..

* ikimiz de tehlike anında kafamızı içeri sokuyoruz/sokmaya çalışıyoruz.. o başarabiliyor ben ise sadece kafama topu yediğimle kalıyorum o ayrı

* o sürekli sırtında evini taşıyor ben ise sırt çantamı.. fark gibi görünse de işin temeli taşımaksa ikimizin de misyonu aynı..

* ikimiz de çirkiniz..

* ikimiz de yavaş hareket etmeyi çok seviyoruz.. en ağır işleri de yapabiliriz ama yavaş olmak kaydıyla.. ama gerektiği zaman da hızlı olmasını da biliriz (sözkonusu yemek ise :P )

* gerektiği zaman aklımızı çok iyi kullanırız (bknz: tavşan ile kaplumbağa)

* onların ortalama ömürleri bizimkinden birazzcık fazla.. (100-150 yıl) ama o kadar fark olur caanımm..

* sırt üstü yatıyorken o yapısı itibariyle ben ise üşengeçliğimden ötürü kalkmakta zorlanıyoruz..

* bir kaplumbağadan süper hızlı hareketlerle yanınızdan koşmasını bekleyemezsiniz değil mi? e benden?

* onlar da telaştan pek hoşlanmaz, ben de..

* kaplumbağalar sık sık ölü gibi uykuya dalar, eeh ben de top patlasa duymayanlardanım..

* çirkin olduğumuzu söylemiş miydim?

eeh bu kadar benzer özellik varken Mischief onları sevmeyip de ne yapsın değil mi?

heyooo!

az önce chuck sezon 2 bölüm 22'yi izledim.. 3. sezonun geleceği belli oldu..

mutluyum!!

mutluyum!!

mutluyum!!

çizgi filmlerdeki havaya zıplayıp topukları birbirine vurma aksiyonunu gerçekleştirmek istiyorum..

yehuuuu =)

ne olur bitmesin!

aklımda kalan bir şarkının nakaratı.. google'ı kullanıp şarkıyı söyleyenin ismine baktım.. onur meteymiş..

ne olur bitmesin yüreğim dayanamaz
bu kadar kolay değil böyle sevgi harcanamaz

filan diye giderdi..

ne zırvalıyor bu mischief yine diyebilirsiniz, ama duruma uygundu ve aklıma geliverdi işte.. bir saattir girmeye çalıştığım mevzu son zamanlarda takip ettiğim onca dizi arasında ilk sıraya ulaşabilmiş olan dijital çağımızın zoraki ajanı Chuck!

az evvel 21. bölümü izledim.. önceleri tvden takip ediyorken bir anda hepsini birden indirip manyak gibi izleyince tutkunu olduğumu farkettim.. bugün izledikçe "hadi ya, olmamış olsun, olmamış olsun!!" diye dua ettiğimi itiraf etmeliyim..

(ne olmamış? spoiler vermeyelim bölüm daha dün yayınlandı. bunun cnbc-e den izleyeni var, kotası yetmeyeni öbür ayı bekleyeni var :) )

küçükken anne en sevilen çikolatayı, dondurmayı alır da bitmemesi için yavaş yavaş yenir ya onu istedim az evvel..

nbc televizyonu yeni sezonun yapılıp yapılmayacağına 5 mayısta karar verecekmiş.. sebep malum kriz.. canımız kanımız chuckımız kendi sitesinde şöyle bir duruyu yapmış:

http://zachary-levi.com/2009/04/10/footlong-campaign-to-save-chuck/

bizim elimizden tek gelebilecek final bölümünü canlı izlemek.. o an izleyemesem bile açık bırakmak niyetindeyim.. gönül sandviçlerden de alabilmeyi isterdi ama :)

promosunda season final demiş olması bi nebze umut verici olsa da olay örgüsü biteceğini düşündürtüyor.. hadi ya yiyin şu sandviçleri! :)

bugün

herşeyin ters gittiği pis günler vardır ya.. olmayacak şey olur, her zaman yolunda giden işler bozulur, gördüğün-görmediğin "her" işte aksilik çıkar.. işte öyle bir günün tam ortasındayım..

tek yapabilceğim uyuyup bu günün geçmesini beklemek.. ama bunun için de karşımda 28 sayfalık bir engel var.. kimine göre az gelebilir ama bu ezberlenmesi gereken ağırlığı osmanlıca kelimeler olan berbat bir konuysa pek de az olmuyor..

sinirliyim, üzgünüm, başım ağrıyor, kırgınım.. 20 nisan 2009 ne pis bi günmüş be!

superwoman

karşıdan karşıya geçmek için birsürü insanın beklediği ışıklara gelip düğmeye basılmadığını farkediyor ve düğmeye basıp hemen yolu durduruyorsunuz ya o zaman kendimi süper kahraman gibi hissediyorum..

istiyorum ki karşıdan karşıya geçtikten sonra yeni görevler için uçarak uzaklaşayım.. insanlar arkamdan alkış tutsun...

yürümeye devam ediyorum, zaten kimse de alkışlamıyor.. üzülüyorum......


ben olmasam geçemezdiniz lan!

çarşamba karısı

her gün otobüse bindiğiniz durakta 10 civarı kişi oluyorken o gün sayılar 30-40 a fırlayabiliyorsa,

otobüsünüz geldiğinde bir anda o 30 kişinin 27'si otobüse koşturuyorsa,

her gün bomboş olan otobüste o gün tutunacak yer bile bulamıyorsanız,

şöförlerin meşhur hitabı olan "beyler..." yerini "bayanlar..."a bırakmışsa,

yolun ortasında birinin elinizi tutmasını artık yadırgamıyor, tek verdiğiniz reaksiyon beraber düşmemeniz için daha da sıkı tutunmak oluyorsa,

malum durağa geldiğinizde otobüste in ve cinle kalıyorsanız,

istifra eden, ağlayan, sızlayan, hatta yol boyu anaokulu şarkıları söyleyen çocuklar popülasyonunda patlama varsa,

eve dönüş yolunda otobüste nefes almak bile zorlaşıyorsa, otobüsteki kişi sayısı ellerdeki poşet sayısının 5(beş) katıysa (elleri boşken tutunma yeteneği olmayan insanların ellerinde poşetlerle düştüğü durumu tahmin etmek zor değildir herhalde),

son duraktan otobüse bindiğiniz için şükredip duruyorsanız,

otobüsün ön koltukları bomboşken arka koltukların tamamen dolu olduğu gözünüzden kaçmıyorsa -ve evet siz de arkalara kaçıyorsanız-,

ayakları, başı, sırtı, eli, kolu ağrıyanlar, -bütün gün gezmelerine rağmen- otobüse gelince yavrum ayakta duramıyorum diyenler popülasyonu da artmışsa,

yanınızda oturan insan elindekilerin yarısını üstünüzde bırakmaktan gocunmuyorsa ve siz de bütün yol içinde ne olduğunu bile bilmediğiniz eşyaları kuzu kuzu taşıyorsanız,

otobüsten indiğiniz an ilk söylediğiniz "ohh bee" ise

mischiefin her çarşamba yaşadıklarını yaşıyorsunuz demektir.. onlar da pazara gitmeye bayılan insancıklardır..

başlık: kabuslar evi - çarşamba karısı

sevmiyorum sevmiyorum~mim~

yine mimlendim yahu.. aslında işime geliyor, çalışmam gereken dersim yok, canım sıkkın, kafa dağıtıyorum :) bu sefer mimimiz persona non grata dan gelmiş, bloglara dair sevmediklerimizi yazacakmışız.. teşekkür edelim ve hadi başlayalım..

*ilk olarak berbat dilleri olan yazarlardan kaçıyorum.. yazılarını gereksiz kelimelere boğanlar, anlamını bilmedikleri kelimeleri kullananlar, en yersiz yerlerde anlamını bilmedikleri eski-yeni kelimeler kullananlardan, fiillerin son harflerini yazmaya erinenlerden
bknz: geliyo koşuyo ediyo

*haberleri ve şiirleri copy/paste yapıp duranları da okumadan geçiyorum genelde.. blogun özelliği kendine ait olmasıdır.. başkasına ait alıntıların dolduğu yere blogum diyemem ki ben..

*şiir içerikli blogları genel olarak sevmiyorum aslında.. yazan arkadaşlara saygısızlık etmek istemem tabi de bana hitap etmiyor işte..

*açar açmaz müzik zıplayan blogları okuyacağım varsa da okumuyorum (eğer tanıdığım ya da yazılarından keyif aldığım biri değilse) insanlar müzik dinlemek istiyorsa blogumu açtıkları anda gom playerdan müzik de dinleyebilir sanırım.. (media playerım günlerdir bizlere ömürdü gom playerdan dinliyordum.. programcısı görse merdaneyle döver herhalde beni, ben bunun için mi uğraştım diye)

*küfür içeren yazıları okumayı da sevmiyorum.. hele bunları yazan bir kızsa arkama bile bakmadan kaçıyorum.. kimse edebi yazmak zorunda değil tabi -ben de konuştuğum gibi yazdığımı düşünüyorum- ama eğer okuyan birileri varsa onlara saygı duyman gerekir bence..

*en çok kaçındıklarımdan biri de cinsel hayat/ilişki blogları.. iki kişinin arasında olması şeyleri onlarca/yüzlerce/binlerce kişinin okuduğu yerde paylaşmak ya da bunları okumak hiiç bana göre değil..

*sevmemek değil ama siyahın üzerine beyaz yazılı blogları okurken çok yoruluyorum.. genelde takip ettiğim blogların da bu şekilde olması benim makus kaderim sanırım..

*kendi yazdıklarının başkaları tarafından okunmasına bile çekinen biri olarak okunmak için yazılan blogları sevmiyorum.. güncel tartışmalar, cinsel hayat, lost v.s.

*çok reklamı, çok gadgetı olan blogları da sevmiyorum.. her yandan bir şeyler çıkıyor yazılar 2. hatta 3. planda kalıyor.. her şeyin azı karar çoğu zarar :)

* geriye ne kaldı diye sorarsanız cevabı için doğru yerdesiniz.. kendi bloguma bayılıyorum efendim :P yaşasın blogum :D

a.nur a bir kez daha teşekkür ediyoruz.. mimi de melankolik deli , CaRtMaNtR ve voodoo girl e yolluyorum.. isteyen yazsın istemeyen görmemiş gibi davransın efendim :)

neler öğrendik ~mim~

ilkokulda dergilerimiz vardı.. başında neler öğreneceğiz kısmı sonunda da neler öğrendik adı altında bir sürü sorular olurdu.. belki okuduklarıma anlam veremezdim o zamanlar, belki ezberci eğitim sistemi sayesinde bugün öğrendiğimi yarın unuturdum.. kaçınılmaz son=üniteye bakıp cevaplama..

yine bu soru çıktı karşıma.. bu sefer bakabileceğim tek ünite koocaman hayatım.. o yüzden unuttuğum yerler çok olacak, affınıza sığınıyorum =)

başlamadan önce melankolik deli ye teşekkür ediyor ve geciktiğim için de özür diliyorum :)

*okula gitmenin pek de matah bir şey olmadığını öğrendim.. çok küçük yaşlarımda okuma yazmayı öğrenip okula gitmek için yanıp tutuşmuştum.. şimdi ise gitmemek için bahaneler arıyorum..

*hiç bir şeyin imkansız olmadığını öğrendim..

*hiçbir şeyden emin olmamayı öğrendim.. neye eminim dersen elini attığında elinin altında olamayabiliyormuş..

*yine aynı şekilde hiç kimseye güvenmemeyi öğrendim.. yanında olan insanlar yanında olmak istedikleri için değil bu işten herhangi bir yarar sağlayabilecekleri için bunu istiyor olabilirlermiş..

*yaptığın fedakarlıkların yediğin kazıklarla doğru orantılı olduğunu öğrendim..

*her şeyin geçici olduğunu kalıcı olanın insanın kendi için yaptıkları olduğunu öğrendim..

*Capri-Sun portakal ve lipton ice-tea şeftalinin muazzam tatlar olduğunu öğrendim.. keşke onlarla dolu bir havuzum olsa da içine girebilsem =)

*Herkesten çok kendini düşünmen gerektiğini öğrendim.. eğer bir de uygulayabilirsem süper olucak..

*en sevdiğin arkadaşlarının en uzaklarda olması gerektiğini öğrendim.. ya da bu sadece benim için geçerli, bilemiyorum..

*büyüdükçe problemlerin de katlanarak büyüdüğünü farkettim.. yeni doğduğumuz o an var ya işte en güzeli o anmış meğerse.. yediğin önünde yemediğin arkanda..

*tek bir şeyi sevmek gerekiyormuş, gerisi hikayeymiş ne olduğu bana kalsınmış..

*tek başıma olduğumda daha çok eğlendiğimi öğrendim.. tek başına yemek hazırlamak (ki sık sık yapmam :D ), dans etmek, düşünmek, eğlenmek, müzik dinlemek, film izlemek çok keyifli olabiliyormuş..

*bencil insanlardan uzak durmak gerekdiğini öğrendim.. bana göre değil sanırım 8-)

*her şeyin insanın beyninde olduğunu öğrendim.. yapmak istediğini yapıyorsun, düşünmek istediğini düşünüyorsun, düşünmek istemediğini düşünmüyorsun v.s v.s

*sonunda iyiler mutlaka kazanamayabilirmiş.. oyak bank'ın çalıştığı reklamcı halt etmişmiş.. ya da o sona hala gelmemiş de olabilir miymişiz? bu da bizim züğürt tesellimiz olsun muymuş?

*güzel bir korku filmi, cips, soğuk bir koladan aldığımız hazzı hayattaki pek çok şeyden alamayabilirmişiz..

*çok "miş" kullanınca penguendeki miş-muş köşesine benzemişim bu da tatsız olmuş biraz 8-)

daha çok öğrenmişimdir mutlaka ama bu kadarını yazmam bile zor oldu benim için :)melankolik deliye tekrar teşekkür ederim.. yazı yazmama vesile olduğu için :)

sinema

yine tembelliğim üstümde bu ara.. yeni kayıt diyip diyip geri çıkıyorum.. haftasonu ne zaman yoğun olsam bütün haftayı böyle geçiriyorum.. ya da işin kolayına kaçıp bahar tembelliği diyelim.. aklıma gelmişken bahar tembelliği diye bir olgunun olduğunu bile bile en derin temizliği aynı mevsime yerleştirmek büyük bir çelişki değil midir ki?

birkaç ay öncesine kadar böyle bir bilete sahip olacağımı düşünsem güler geçerdim sanırım.. film festivali olmasa önümüzdeki bir kaç yıl daha da giremezdim zaten..

normal bir sinemadan bazı temel farkları olan bir yer olduğunu farkettiğimiz andan sonra her yurdum gencinin yaşadığı önünden geçerken başını eğme ama içten içe nasıl bir yer olduğunu merak etme durumunu yaşıyorduk lise çağlarımızda.. (cümleyi nasıl toparlayacağımı bilemedim dağınık kaldıysa kusura bakmayın :D ) bir gün burda film izleyeceğimiz de bayan olduğumuzdan mütevellit aklımıza bile gelmiyordu..

mevcut saatler içerisinde bize en cazip gelen film bu olduğu için zorla dişçiye götürülen çocuk misali ayak sürüyerek içeri girdim..

öncelikle merak edenler varsa söyleyeyim koltuklar harici değişen bir şey yok içerde.. eski halini bildiğimden değil ama yeniyle eskiyi ayırt edebiliyorum :D içerideki tuhaf koku can sıksa da normal bir sinemadan pek bir farkı yok gibi.. içerinin resmini aradım google da ama hiçbir yerde yoktu.. beyoğlu afmnin eski haline benzettim ben.. koltuklar aynı hizada, yandakinin kafası altyazının üstünde bir şekilde izliyorsun filmi..

insanoğlu şanslı olmalı.. sinemada bile.. ben de şanslı olduğumu düşünmüşümdür hep.. arkadaşlarımın önüne kel adam, kabarık saçlı kızın gelmesi benim önümde ise minyon bir kızın olması başka bir şeyle açıklanır mı ki =)

filmden bahsetmeyeceğim.. ben çok beğendim.. özellikle vermek istediği mesaj çok iyiydi.. ilk yarım saat içinde uyuklayan mischief (uykusuzdum ne yapayım :( ) filmin sonunu heyecanla bekler olmuştu.. naçizhane tavsiyemdir :)

yine de üzüldüm değişmesine.. önceden de bahsettiğim istiklalin tamamen değişmesine canım sıkılıyor sanırım.. orası öyleydi yky'nin önünde duran madalyalı/rozetli adam kendine hastı, istavrit yanık değildi, megavizyon teknosa değildi,avrupanın en büyük mangosu istiklalin göbeğinde değildi v.s v.s

ps:rüya sineması hakkında bir bilgin yoksa buraya kadar boşuna okumuş olabilirsin seni şöyle alalım istersen..

genelde çiftler hakkında yorum yapmam.. herkesin ilişkisi kendine, yaşadıkları kendine der geçerim ki öyle de olmalı bence..ama istiklali yukarıdan gören bir cam kenarında yanıbaşında bizlerin olduğunu bile bile ağzına soktuğun koca patatesin diğer yarısını sevdiceğine ısırtmak nedir allasen.. hele ki bunu yapan zarif olması gereken bayansa.. kafamı çevirdiğimde ağzında gayet iri bir kızartmış patates varken oğlanı dürtüp ısırtmaya çalışırken gördüm ya, o an bütün yediklerimi ortaya dökebilirdim sanırım..

mimi yazmaya üşeniyorum yine.. bir ara yazacağım inşallah.. hep aklımda kendisi..
vudu kızı sLn bir kaç kore filmini beğendik diye bütün uzakdoğuyu evimize taşıdı, izlemem gereken dizilerim var, fotoşorta el attım eğer kurmayı becerebilirsem harikalar yaratacağım.. oof of çok işim var :P

the end

dizilerin son bölümlerini izlemeye bayılıyorum! adını sanını hatta kimin oynadığını bile bilmediğim dizilerin son bölümünü büyük bir zevkle izliyorum..

birkaç bölümlük ömrü olan saçma sapan ağa- köy dizilerinden vurdulu kırdılı macera dizilerine hangisine denk gelebilirsem..

sanırım olayların bir anda bitmesini seviyordum.. lise zamanlarımda öğlen kuşağında yayınlanan bir meksika dizisini izliyordum.. atvde yayınlandığına, çekik gözlü melez bir ablanın başrolünde olduğuna ve adının s harfiyle başladığına eminim ama geri kalan hiçbir şey hatırlamıyorum diziye dair..

neyse hafta içi her gün bu diziyi izliyorum.. kaybolan oğlunun 3 ayda bulunamadığını 3 aydır da aynı muhabbetin döndüğünü farkettiğimde vazgeçtim diziden.. (yazanın burada bahsettiği üç ay dizide geçen zaman değil bildiğimiz 90 günün hafta içleridir ve abartma yoktur) hatırlıyorum da son bölümünde de olan biten pek bir şey yoktu ( evet son bölümü diye izledim :D )

bazı yabancı diziler hariç dizi takip edebilme yeteneğine sahip değilim.. tek başıma bir diziye denk gelir ve beğenirsem haftaya mutlaka izlemeyi unutuyorum.. o yüzden mümkün olduğunca az dizi seyrediyorum.. ama son bölümler bambaşka :D

geçenlerde doktorlar dizisi nihayete ermiş.. oynayan gençleri reklamlarından biliyordum.. ama kim kimin neyi hiçbir şey bilmiyordum..

bana göre dizinin sonu:

spoiler :D


(tek bölüm izlediğim için isimler değil ayrıntılar aklımda)
uzun saçlı, zayıf, iri gözlü kızla kafası bantlı oğlan mutlu oldu, uzun boylu oğlan karısını çok seviyormuş 2. yıl kutlaması yaptılar, asansördeki oğlan boşu boşuna kızın yanında saatlerce dil döktü zira kız anında başkasına gitti, bi de şarap içip aynı yatakta uyanan ablayla abi vardı ama o kısmı hiç anlamadım boşverelim :D bu kadar..

spoiler bitti :D

gerçekte ne olduğu ya da haftalarca neler yaşandığı çok ta önemli değil benim açımdan.. neticeye bakanlardanım sanırım =) ya da mutlu sonları seviyorum belki :D

bitmek üzere olan dizi görürseniz haber verin ben seyrederim.. hem de bayıla bayıla.. şu lostu da hayırlısıyla bitirsek ya dünya gözüyle :-/

karışık III

*okula uzun zamandır uğramıyormuşum.. bugün kimlik soran kadına para vermeye çalıştığımda anladım.. kadının yüzüme garip garip bakmasıyla farkettim.. rüşvet sandı zahir..

*zor bir gün olacağı sabah en sevdiğim hocam, bölümümüzün medarı iftiharı(!) canım öğretmenimle toslaşayazmamızdan belliydi.. Allahtan reflekslerim o biçim de hemen farkettim.. yoksa ağır hasarlı (benim açımdan) bir kaza olabilirdi.. (kafası irice de biraz..)

*tam da şu anda tramvaydaki ablalara bir kısım çemkirmek istiyorum..üniversite durağından kabataşa giden tramvaya bindim.. çemberlitaş durağından 20-25 civarı turist arkadaşımız bindi.. müsadenizle azcık çemkireyim kendilerine.. (kibar blogger)

pek kıymetli turist ablalar (yaşlar min 30).. Dilinizi bilmiyor oluşumuz (fransızca ama mevzu bu değil) sağır olduğumuz anlamına gelmiyor.. yabancı bir ülkede olmanız da bağıra bağıra konuşmanızı gerektirecek bir şey değil sanırım.. bütün tramvayı inletmeniz en hafif tabirle terbiyesizliktir.. sonra medeniyet öğreteceklermiş.. yok ya!

doymadım az daha çemkireyim.. basit bir fizik kuralıdır.. duran araç birden kalktığında içerisinde sabit durmayan şeyler (ör:insan) arkaya doğru yalpalar.. hatta biz Türkler bunu ilkokulda öğreniyoruz.. dolayısıyla tramvay her duraktan kalktığında lunapark trenindeki gibi woo hoo diye bağırıp çığırmanızı gerektirecek bir şey yok değil mi? bknz: woo hoo girl..

not: ablaların burayı okumayacağının bilincindeyim.. ama çemkirmek rahatlatıyor insanı :))

ay dur az daha çemkireyim.. o pulu üretenin de, satanın da, 9 sene saklayanın da, bana verenin de........ öhm öhm neyse =))

*seçim vesilesiyle balataları tek sıyıran biz değilmişiz.. bugün istiklalin ortası sayılacak yerdeki ablacım.. sen beyoğlu bağımsız milletvekili adayı tayyip erdoğan ehm tayyip ...... (soyadını unuttum) diye elinde megafon bağırırsan milletin kahkaha atmasına hiç bozulmayacaksın.. eğer öyle bir bağımsız aday varsa oy vericem sırf senin güzel hatrın için :P

*sırf yazdığı mesajda tepebaşındayım dedi diye şişhaneye gelmeden alelacele ve eksik mesaj yollayacak kadar dürüst ama tepebaşını silip şişhane yazamayacak kadar da üşengeç başkaları da vardır değil mi tek olamam 8-)

*"dikkat kayar basamak çarpabilir.."

beyaz, sürgülü kapılı minibüslerin birinde yazılıydı.. tam sürgünün olduğu cama yapıştırılmış ve normal bir sticker şeklinde.. araba satın alındığında üzerinde olanlardan.. bütün yol ne demek istediğini düşündüm.. şakasız bütün yol düşündüm bunu.. anlayan varsa yardımcı olursa sevinirim.. istisnasız her yere virgül koydum olmuyor olmuyor :)) tamam yurdum insanı Türkçe dehası değil biliyorum ama bu arabanın kendi stickerıydı yahu..

*bayılarak okuduğumuz bir kitabın filmi girmiş gösterime.. koskoca istanbulda sadece 1-2 salonda.. bugün geçerken dikkat ettim.. recp ivedk 2 (bilerek eksik yazdım.. malum, analitiks) hatta hatta hala ıssz adm var pek çok salonda.. tamam gişe kaygısı anlıyorum da artık yetmedi mi??

*canımız kanımız istiklalimize bershkayı da açmış bulunuyoruz.. accesorize (nasıl yazıldığı umrumda değil) ve mangodan sonra bir bershka mız eksikti.. git gide "cadde"leşiyor.. gitgide o tür insanlara tahammülüm azalıyor.. bazı yerler özel olmalıdır, bazı yerler bazı kitlelere has olmalıdır.. üzülüyorum..

kişinin istemediği ot burnunun dibinde bitermiş efendim.. Cuma günü ismail yekayı kapımızın önünde ağırlayacağız.. yaklaşık 10 metre uzakta olacak kendileri.. çok mutluyum çok heyecanlıyım!!

hatta dur bakayım.. sanki bu gece heyecandan uyuyamayacak gibiyim..

Seçin seçilin kurtulalım artık yahu!

yorucu ve oldukça sinirli bir günün ardından yine de yatağa mutlu uzanmak çok güzel =) nedeni niçini de bize kalsın değil mi =)

.

dersin hangi sınıfta olduğunu unutuyorum..

telefonu niçin elime aldığımı unutuyorum..

başladığım cümleyi nasıl sürdüreceğimi unutuyorum..

odaya ne için gittiğimi unutuyorum..

ne anlatacağımı, ne söyleyeceğimi sürekli unutuyorum..

ne yapacağımı unutup geri dönüyorum..

unutmadığım herşeyin aynı temele dayanması tesadüf mü?

seçme hakkı istiyorum............

bir seçim mağduru

otoparktaki araç sahipleri! otoparktaki araç sahipleri miting nedeniyle araçlarınızın çekilmesi önemle rica olunur.. şu yazıyı yazana kadar bile beş kere anons geçti.. 20 dakikadır aralıksız söylüyor.. migrosda carrefourda çalışan hatunlarda bulunan en gıcık ses tonuna sahip..

herkes, her şey ders çalışmama karşı sanki.. nerdeydi benim cinnet resmim..

he bu arada otoparktaki araç sahipleri!! anladınız siz onu 8-)

heh buldum..

karışık II

* çok gezen mi çok okuyan mı bilir sorusuna cevabımı buldum.. bu sorunun herkes tarafından kabul edilebilir cevabı ne bilmiyorum ama benim gözümde artık okuyan uzak ara öne geçti..

mischiefin olmadığı bir derste olaylar şöyle gelişir:

söz bir yerden dönüp dolaşıp Bosna'ya gelir.. hoca Bosnalıların Türk hatta Müslüman bile olmadıklarını iddia eder.. sınıfta sesi tek çıkan arkadaşım konuyu kendisine izah etmeye çalışır fakat nafile.. adam tutturur bir kere.. "ben 1 kez gittim hiç Türk yoktu.."

Anlayışımız şu: ben gittiğimde Türk/Müslüman görmediysem yoktur.. aynı mantıkla İstanbula ilk kez gelip deniz olmayan yerleri gezen bir insan istanbul'da deniz olmadığını iddia edebilir değil mi? 3,5 yıllık üniversite hayatım boyunca olmadığıma en üzüldüğüm ders..

oof of..

* umrunuzda değildir muhtemelen ama postcrossing blogumu açtım.. çok yığılmadan açayım istemiştim ama bu kadarı bile yorucu oldu benim için.. isim konusu sancılı oldu ama buna karar verdim sonra :)


* zaman daralıyor 16 günümüz kalmış.. hayır efendim manyak gibi onu saymıyorum.. zamanında bilgii edinmek amacıyla üye olduğum bir açıköğretim sitesi her gün şu kadar gününüz kaldı diye haber gönderiyor..

küfürler ederek siliyorum ama subject kısmına yazdıkları için güzelce takip ediliyor kaç gün kaldığı.. bugün altın vuruş yapıp 6 ünite bitirmek amacındayım.. gerçekleştirme ihtimali zor ama imkansız olmasa gerek =)

* Bugün çanakkale zaferimizin 94. yılı.. orada emeği geçen, şehit olsun veya olmasın herkese teşekkürlerimizle.. Mekanları cennet olsun demek gereksiz gibi, öyle olduğuna eminim zaten :)

* hoptekten ya da adı her neyse ondan bir tek bana mı bıkkınlık geldi merak ediyorum.. her yerde karadenizin çılgın dansı kolbastı muhabbetleri geçiyor.. tamam her şeyden kolay sıkılan bir insanım ama okanda bile amaçsızca zıplayan insanları görmek karadeniz insanından bile soğuttu..

* bazı insanlar ders çalışırken müzik dinler.. ben de dinliyorum.. ama hep aynı şeyler..
70 milyon kardeşiz
ayrı gayrı yok bizde
çünkü biz Türkiyeyiz
bzzztttt
geliyor geliyor kılıçdaroğlu
hem dürüst hem temiz bir insanoğlu
bzzztttt
çocuklar inanın inanın çocuklar
güzel günler göreceğiz güneşli günler
bzzzzttttt
parklarınla köprülerinle meydanlarınlaa
bekle bizi istanbul
bzzzttttt
beraber yürüdük biz bu yollarda
beraber ıslandık yağan yağmurda
bzzzzzzzzzzzzzzzztttttttttttttttttttttttttt

bir de bunlara maruz kalıyorken Hukuk'tan yerel yönetimler, anayasanın ilkeleri filan çalışıyor olmak da ayrı bir trajediydi sanırım..

seçim olsa da kurtulsam diyeceğim ama o zaman da sınavlar bitiyor.. ne demeli bilemedim :-/

* google analytics beni izliyor!!

hayatımda büyük bir değişiklik yapıp firefox kurdum.. Ghostery eklentisi sayesinde girdiğin sayfalarda bug var mı diye kontrol ediyor.. ve her yeni tıkladığım/açtığım sayfada sağ üst köşede minik bir google analytics yazısı çıkıyor..

Sana ne birader girdiğim sitelerden.. huylandırmasana insanı!! yürürken arkama da bakarım artık ben.. naptın bana alçak analitiks :'(

* yarın hayatımda başka bir değişiklik yapıp okula gideceğim.. o yüzden ders çalışamayacağım ama kısmet artık..

* yazıları yarım bırakmaktan nefret ediyorum.. sonra devam etmek konusundaki bütün hevesimi kaybediyorum.. yazacaklarım da aklımdan uçup gidiyor.. ama bu sefer başardım sanırım =)) çok mesudum bu yüzden :P


p.s: bitmedi o 6 ünite :D 2de kaldım :D

çalışmak ya da çalışmamak

işte bütün mesele bu..

19 gün 4 ders 35 ünite..

gün başına 2 ünite..

çözülmesi en zor denklemim.. yapabilecek miyim? göreceğiz..

umudum var mı? ı ıhh..

ama yine de...

analitiks

aynı gün içerisinde 2 yazı yazmak hiç adetim değildir ama olsun bakalım bir seferlik :)

can sıkıntısından google analyticse bakayım dedim çok eğlendim siz de eğlenirsiniz belki diye paylaşmak istedim :)

öncelikle chucky129 ve mischief kelimeleriyle değişik kombinasyonlar yapan şahıs.. inanmayacaksın ama bu ikisinin birleşiminden bir tek ben çıkarım.. zaten dünya üzerindeki tek chucky129 benim muhtemelen.. o yüzden bırak inadı bak her seferinde benim bloguma çıkıyorsun =)


"hayat beni neden yoruyosun"
"....hayatt beni neden yoruyosun"
"hayat benı neden yoruyosun"
"hayatt beni neden yoruyosun"
"beni neden yoruyosun müziyi"
dedim size hayat herkesi yoruyor ve bir gün herkes bu şarkıyı arayacak/kullanacak/nick yapacak/ileti yapacak

"barney's blog"
denedim Türkçe yapılan aramaların 8. sonucuyum.. direkt webde arasan karşına çıkacak halbuki =)

"karamsar yeni yıl"
yalnız değilim yihuuuu :)

"dünyada kime benzediğini bul"
emredersin.. bulunca haber veririm ben sana bekle :)

"fıtbıl oyunu"
Fatih Terim oynatıyor herhalde.. bilmeyen varsa buraya alalım onları

p.s bir gün bu videoyu izlerken gülmekten ölücem ama dur bakalım =)

"forerihe"
canım arkadaşımdır çok severim, çok bayılırım.. hayırdır lazım mı :)

"umarım hakettiğini bulursun"
sağol canım hepimiz inşallah..kötü şeyler hakedenler düşünsün değil mi ;)

"çikolatalı gofret ne demek"
sevmeyen varmış demek ki, bilmeyen bir şey sevilemeyeceğine göre :)

"sen dizime yattın... ben bi hikaye anlattım...sen büyüdün...."
iyi etmişsiniz.. hadi şimdi koşarak uzaklaşın blogumdan.. görmeyeyim bir daha da buralarda :P

",,,,olgun hatunum"

eğer olgun olan hatun sensen Allah sahibine bağışlasın.. yok olgun hatununu arıyorsan buralarda yok.. gelirse aradığını söylerim.. ayrıca çek elini virgülden..

"arda aydın tekrar çal sam"
ne oynamış ama di mi yaa.. bi daha olsa bi daha izlerim..

"ayakkabı altına ad yazma"
genellikle bayanlar evlenecek gelinin düğünden önce ayakkabısının altına adını yazarlar.. ilk silinenin ilk evleneceğine inanılır..

bknz: meydan larousse musun mübarek :P


"ben köyümün yağmurlarında yıkasınlar çal ayna"
sizi şöyle alalım (muhahaha)

"hayat eskısı gıbı degıl hıc canım istemiyor yürümek sadece sessizliği duymak isterdim"
neden uçup gidemiyorum?
neden bağlı kanatlarım?


"sevdiğiniz sizi beğenmesi için ne yapardınız"
yavrum ya kıyamam.. sen birşey yaptıktan sonra beğenecekse bırak beğenmesin kuzum ya kendini hırpalamana değmez. (nöbetçi güzin abla)

"canan saracoglu"
ne var?

"aöf 2009 sınav kağıtları yollandımı"
yok canım daha gelmedi ama 20 gün kaldı sınava yakında gelir herhalde..
(insanlar karşısında biri var ve ciddi ciddi cevap veriyor sanıyorlar sanırım)


"öss için ders çalışırken sıkılmamak için yapılanlar"
ne yaparsan yap sıkılacaksın yavrum, kendini google köşelerinde sürümene değmez.. ders çalışmak sıkıcı bir şeydir ve eğlenceli hale getirmek, işin ucunda sınav varsa "hikaye"dir :)

"aşkım mesaj bekliyo ne yazayım"
gelen uzak ara en absürd arama.. acaba istediği gibi bir şey bulabildi mi? benim blogumda bulamayacağı kesin de :D seni artık sevmiyorum yaz, soğudum senden yaz :P herşeyi de devletten beklemek olmaz ki canım..

"bugün ben sessizliği duymak isterdim"
ben de gezmek istiyorum ama bunu google la paylaşmıyorum di mi :P

"emrah ozertem"
hayırdır ne yapıcaksın 8-) sinirlendirmesene insanı gece gece cık cık cık!!

"içimde bi sıkıntı var neden bilmiyorum"
insanlar içlerindeki sıkıntının nedenini bile google'dan arar oldu haydi hayırlısı.. google biliyor muymuş peki :P annem sıkı can iyidir kolay çıkmaz der hep belki işini görür ;)

"içime kar yağıyor bütün sonbahar yaprakları çürüyor"
Cehennem! Git onlara deki; Sedat Yalçın bi daha asla aşık olmicak. oof of..

"söz kurdelesi yutmak"
"kırmızı kurdela yutmak"
yutmayın canlarım çıkmaz bak.. mischief dediydi dersiniz..

"morg kesme"
bakışmak manasına mı? ben bile anlayamadım sen ne bulmayı umuyorsun ki yavru ceylanım :)

"maziye bak mevzu derin"
hayırlısı artık 8-)
ps:ne olduğuna dair minicik bir fikrim bile yok
ps2:googledan buldum kamyon sözüymüş =))

"rüyada para topladığımı gördüm"
hayırdır inşallah..

"sözlenirken söylenenler"
muhtemel senaryo: google aramacısı şahıstan söz yüzüğü takması istendi.. ne söylemesi gerektiğini bilemedi bana sığındı yavrucak.. yanlış yerdesin ama şöyle söyleyeyim.. içinden ne geliyorsa söyle gitsin ;)

muhtemel senaryo 2: bu şahıs aşkım mesaj bekliyor ne yazayım diyenle aynı kişi.. ve nerde ne söylemesi gerektiği konusunda başı fena halde dertte..

"zıplamalı atari oyunları"
ben de hastasıyım yahu :) bulduysan link atsana hafız :)

"ülker çikolatalı gofretin arkası"
"ülker çikolatalı gofretin resmi"
resmi için images a, arkası için doğru bakkala çikolata almaya.. hadi bakayım marş marş:)

"onarımınız devam etmektedir (52)."
ana temalı 20ye yakın arama.. anladım ki dünyada tek değilmişim.. sizleri seviyor ve sevgiyle kucaklıyorum sevgili hp mağdurları..

"melahat aydinoglu"
daha yeni yazmama rağmen 6 arama :D yoksa yeni manukyan filan mı kendileri merak ettim :))))

"prens erkan"
komikti di mi.. bir daha verse yine seyrederim :))

"benim arkadaş listemdeki hepsi bir birinden değerliler"
ne mutlu sana.. bu konuda benim ya da google'ın yapabileceği herhangi bir şey???

"d sürücüsünü biçimlendirme ne işe yarıyor"
sürücüdeki hataları ve sorunları düzeltir.. aman diyim içinde önemli bir şey yokken biçimlendir boşaltır çünkü.. (faydalı blogger)

"deryalı günler programında verilen yemek tarifleri"
olabilecek, gelebileceğin en yanlış blogtasın yahu.. bu da maharet işidir.. tebrik ediyorum seni =)

"onarımınız devam etmektedir (52) ne demek"
bir bilsem tatlım :D

"onun yanında olmazsan pişmanlık duyacaksın...belki bugün değil, belki yarın değil...ama bir gün mutlaka"
Casablanca filminde geçer ayrıca Tekrar Çal Sam oyununda kullanılmıştır.. muhteşem bir sözdür.. daha ayrıntılı bilgi istiyorsan özelden görüşelim :P

"prens erkan yemekteyiz"
afiyet olsun tadı güzel miymiş bari? biz de portakal yemekteyiz ama bu başkalarını ilgilendirmiyor değil mi :P

"ses le ilgili sorular ve cevaplarr"
benim bir sorum yok.. senin varsa cevaplayayım istersen :P

"sisi mani fıstık"
abla lubla lub lub lubla
yes yes yes yes fıstık
no no no no fıstık
sisi mani fıstık

hak verdim sana yaa.. ben de boş bir vaktimde aramayı düşünüyorum.. ne demek acaba??


"tayland yapımı alone izle"
izledim güzeldi, tavsiye ederim sen de izle..

"what time is it? sorusuyla ilgili kelimeler"
anlayan beri gelsin.. acaba çeyrek var çeyrek geçiyor buçuk gibi kelimeleri mi öğrenmek istiyor yavrucak.. böyle yazarsan bulamazsın ki ama :-/

"wishorb"
bana gelmeyi nasıl başardın bilmiyorum ama gittiğimiz sertifika programındaki projelerden birinin adıydı.. doğumgünü hediyeleri konusunda.. anlatanlar eğlenceli tiplerdi, ben kazanmalarını istemiştim ama kısmet değilmiş :) zaten sonradan hile yaptıklarını farkettik :)

şimdilik bu kadar umarım en az benim kadar eğlenmişsinizdir :)